İnsan ruh ve cesetten mükerreb bir mahluktur. Yürüyen, oturup kalkan ceset ise; düşünen, bilen, seven ve buğz eden de ruhtur. Bunun için ölüm neticesinde cesetten ayrılan ruh’un, şuuru ve idraki yerindedir. Her insan öldükten sonra mutlaka kendisine kabir suali sorulacak. Salih olan kabrin saadetini, fasıkta azabını görecektir. Allah-u Zülcelâl, son peygamber olarak gönderdiği Hz. Muhammed
Sehl bin Sa’d şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber gününde: “And olsun, ben şu bayrağı yarın bir kişiye vereceğim ki Allah onun eliyle Hayber’i fethedecektir. O, Allah ve Resulü’nü sever, Allah ve Resulü de onu sever.” diye buyurdu. Halk, o gece sabaha kadar, bayrağın kime verileceğini, o kişinin kim olacağını müzakere edip
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme peygamberlik verildikten sonra, dokuz sene boyunca Mekkeli müşrikler tarafından kendisine enva-i çeşit işkenceler yapıldı. İman edenler ve ailesinden kendisine yardım edenler de aynı muameleyi gördüler. Müşrikler onlarla alay ediyorlar ve ellerinden geleni geri bırakmıyorlardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin amcası Ebu Talip de müslüman olmadığı halde, Hz. Peygamber