İnsanın bu dünya hayatında ahiret için en büyük sermayesi, aklı ve ömrüdür. Nasıl ki, ticaret yapan ortaklar, yapacakları iş için program yapıyorlar, mallarının hesabını tutuyorlar ve bütün bunları kârlarının selameti için yapıyorlarsa, aynı şekilde akılda ahiret yolunda bir tüccardır. Kendisinden yardım beklediği nefsine, sermayesini teslim ettikten sonra, onu kâr ve zarar hususunda hesaba çeker, maksadı,
Enes bin Malik şöyle anlatmıştır: “Bir bedevi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna gelerek: – Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet ne zamandır? Diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: – Kıyamete ne hazırladın? Buyurarak, karşı bir soru sordu. Bedevi: – Ona, Allah ve Resulünün sevgisini hazırladım, dedi. Bunun üzerine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
İnsan ruh ve cesetten mükerreb bir mahluktur. Yürüyen, oturup kalkan ceset ise; düşünen, bilen, seven ve buğz eden de ruhtur. Bunun için ölüm neticesinde cesetten ayrılan ruh’un, şuuru ve idraki yerindedir. Her insan öldükten sonra mutlaka kendisine kabir suali sorulacak. Salih olan kabrin saadetini, fasıkta azabını görecektir. Allah-u Zülcelâl, son peygamber olarak gönderdiği Hz. Muhammed
Ebu Osman el-Medeni şöyle anlatmıştır: “Medine’ye gittim, halkın bir kimsenin etrafında toplandığını gördüm. - Bu kimdir? Diye sordum: - Ebu Hureyre! Dediler. Ona yaklaştım ve önüne oturdum. Halka hadis rivayet ediyordu. Sözlerine son verince ona: - Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işitip anladığın ve hatırında kalan bir hadisi, bana rivayet etmeni istiyorum, dedim. Ebu