Sevmek Tâbi Olmaktır

Allah azze ve celle bir ayeti kerimede Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e hitaben şöyle buyurmaktadır:
“(Ey Resulum!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran,31) 

Bir hadisi şerifte: “Sizden birinize ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz.” (Buhârî, İman: 8; Müslim, İman: 69,70.) 

Peki, sevgi ne zaman doğar?

(Tanımak için) merak, hayret, taaccüb ve benimseme… İnsan, hayret ve hayranlık atmosferinde tanımaya başlayınca sevgi, toprağı delen tohumun dünyaya tebessüm ederek filizlenmesi gibi gönül âleminde filizlenir. Filizlenen tohum bakım yapılarak neşvünema bulduğu gibi, sevgi de sevileni izlediği ve takip ettiği kadar neşvünema bulur, olgunlaşır ve kemale erer. Bu nedenle seven, sevdiğini önemser ve benimsedikçe sevgisi artar. Aksi takdirde o sevgi bakımsız bir gül gibi solmaya mahkûm olur. İşte onu böylesine sevenler, onu tanıyanlardır. Onu tanıyanlar ise takip edip onun hayatını kendine hayat tarzı yapanlardır. 

Sahabeler, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘i candan öte sevdiler ve tam bir teslimiyyet ile peşinden yürüdüler. Öyle ki ashab, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e sırf mutabaat ve onun manevi atmosferini hissedebilmek için yürüdüğü yoldan yürür, dinlendiği yerde dinlenir, her fırsatta O’na olan muazzez aşklarını ona ittiba ederek tezahür ederlerdi. 

Hz. Ali -kerremallahüveche-’ye soruldu; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e olan sevginiz nasıldı? O şöyle cevap verdi: 
“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize babamızdan, annemizden, çocuklarımızdan ve mallarımızdan daha sevgili idi. Hatta o bize sıcak bir günde buz gibi soğuk sudan daha sevimli idi.”

Öyle bir iman, öyle bir teslimiyyet ve muhabbet ki; nefes alamayacak derecede damakları kurutan, ciğerleri kavuran çölün kızgın kumlarında hararetle yanarken, önlerine iki seçenek sunulsa, yanık bağrını serinleten soğuk bir su mu? Yoksa o susamışlıkla, gönülleri şâd eden, sultan-ı levlak’ın peşinden koşmak mı? Onlar ikinci şıkkı tercih ederlerdi. Bir de Resulullahın sevgilisi ve aynı zamanda aşığı olan Annemiz Hz. Aişe’ den, O’nda -sav- nasıl yok olduğunu, O’na olan aşkını ve muhabbetini, bizzat kendisinden dinleyelim. “Mısır ehli, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem-’in yüzünün güzelliğini işitmiş olsalardı, Yusuf -aleyhisselam-‘ın pazarlığında hiç para harcamazlardı. Züleyha’yı kötüleyen kadınlar, O’nun ışıl ışıl parıldayan alnını görselerdi, elleri yerine kalblerini keserlerdi (de acısını duymazlardı.)”

Onlar böyle sevdiler. O’nu gönüllerinin en mümtaz yerine yerleştirdiler. Sonsuzluğa kanatlandılar yanında olduklarında, hep O’nu hissettiler kalbin soluklarında… Bir an yanından ayrıldıklarında ise Allah Resulünün özlem ve hasreti ile tutuştular. Çünkü Allah sevgisinin yolunun, O’nu sevmekten ve onu izlemekten geçtiğini öğrenmişlerdir. O’nu sevmek ise O’nu takip etmekti. O’na itaat etmek de Allah’a itaat etmekti. Cenab-ı Hakk ayeti kerimede şöyle buyurdu: “Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur…”(Nisa-80) 

Allah -azze ve celle- bir başka ayeti kerimesinde şöyle buyurur: “Andolsun ki, sizden Allah’a ve ahiret gününe kavuşacağını uman ve Allah’ı çok zikreden (mü’min)ler için Rasulullah’ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek) vardır.” (el-Ahzab, 21)

Her insanın, hayatında, te’siri altında kaldığı gizli- açık bir kahramanı vardır. Mü’minin yegane örnek alabileceği kahramanı da, dünyada gelmişgelecek tüm insanların en hayırlısı olan Hz. Muhammed Mustafa-sallallahu aleyhi ve sellem-‘dir. Ayette de işaret buyrulduğu üzere, onu ancak “Allah’a ve ahiret gününe kavuşacağını uman ve Allah’ı çokça zikreden” vurgusuyla, kimlerin örnek aldığınıalabileceğini gözler önüne seriyor. Sevmek izlemektir. Her adımını takip etmektir O’nun… Bu nedenle sevgi daimi bir özen ve bakım ister.

“Sevgi sadece söz ya da duygudan ibaret olsaydı, “oruç ve namazın zahiri suretleri de kalmaz, yok olurdu. Dostların birbirine armağan sunmaları, dostluğa nazaran ancak görünüşe ait şeylerdir. Fakat bu zahiri armağanlar, gönüllerde gizli bulunan sevgilere şahadet eder. Çünkü zahiri iyilikler gizli sevgilere şahittir.”(Mevlana, Mesnevi)

Demek ki Onun yolunu, izini bilmek, uymayı gerektirir. Uymaz ise insan, başka izlere sapma ile karşı karşıya kalır. Çünkü Hz. Ömer -radıyallahu anh- buyurur: “İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız”.

İnsan, bildiklerini uygulama sahasına dökmezse, onu hayatına nakış nakış işlemezse, yanlış yaşantısını kabullenme sürecine girer. Ve sevgisi de imanı da büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalarak, hüsranla biten bir yolculuğa ilk adımı çoktan atmış olur. (Allah cümlemizi kötü akıbetten muhafaza buyursun.)

Sevginin ise mükafatı çok büyüktür: “Ebedi beraberlik.” Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve selem-’in huzurunda Hz. Sevban -radıyallahu anh- Allah Resulüne dalgın ve mahzun bir şekilde bakıyordu. Onun hüzne bürünmüş hali, Alemlerin Efendisi’nin dikkatini çekti. Sordular:

“ Ya Sevban! Nedir bu halin?” 
Hz. Sevban -radıyallahu anh-‘ın kalbini kavuran bir endişesi vardı. Sevgilisinden yani Resulullahtan ayrı düşmek. Bu hicrana ve hasrete dayanamıyordu. Şöyle dedi:

“Anam, babam ve bu canım sana feda olsun ya Resulallah! Senin hasretin beni öyle yakıp kavurmaktadır ki, senden ayrı geçirdiğim her an bana ayrı bir hicran olmaktadır. Dünyada böyle olunca ahirette ne olur diye dertleniyorum. Orada siz peygamberlerle beraber olacaksınız. Benim ise, ne olacağım ve nerede bulunacağım belli değil! Üstelik cennete giremezsem, sizi görmekten tamamen mahrum kalacağım! Bu hal beni yakıp kavuruyor ya Resulallah !”

Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- gönlü yanık Sevban ile birlikte ashabın da zaman zaman hasret dolu ayrılık endişelerini gidermek ve kıyamete kadar gelecek olan ümmetin yanık gönüllerine su serpecek şu müjdeyi haber verir: “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165) 

Ahiret öyle bir yurttur ki dünyada iken kimi veya neyi kalbinde sultan eylediysen, ahirette de onunla beraber olur, onun civarını mesken edinirsin. Cenab-ı Hakk kendisinin, Habibinin ve sâlihlerin sevgisini kalbimize yerleştirsin. Ve bizleri bu muhabbet ile huzuruna alsın. AMİN.

 

You may also like...

Menü