Salih Evlatlardan Olmak İçin…

Allah-u Zülcelâl, ana ve baba hakkını yerine getirmeyi kendi emir ve nehiyleriyle yan yana getirmiştir. Sanki anne ve babanın hakkını yerine getirmek, Allah’ın hakkını yerine getirmek gibidir.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara“öf!” bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: “Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (İsra; 23-24)

Demek ki evlat, hem ana-baba sağken onların haklarını gözetmeli, hem de öldükten sonra onların affedilmeleri için dua edip, kabirlerini ziyaret etmelidir.

Eğer Kur’an ve hadislerde, bu ana-baba hakkında hüküm olmasaydı dahi, aklen onlara iyilik yapmak icap ettiği anlaşılırdı. İnsan küçük çocuğuna nasıl zahmet çekiyor, bakıyorsa onlar da bize küçükken böyle bakmışlardı.

Bundan da anlaşılıyor ki, onlara bakmak farzdır. Kur’an ve hadis de bize bunu emrettiği için onlara daima iyilik yapmalıdır. İnsan bunu yaparken de; Allah ve Resulü emrediyor diye niyet etmelidir ki sevap kazansın.

İbnu Amr radıyallahu anhu anlatıyor: “Bir adam, cihada iştirak etmek için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’den izin istedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Annen baban sağlar mı?” diye sordu. Adam: “Evet” deyince: “Onlara (hizmet de cihad sayılır), sen onlara hizmet ederek cihad yap” buyurdu.(Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3)

Onun için imkân dâhilinde anne ve babamız bizim dinimize zarar vermeyecek şekilde emrettiklerinde onların istediği gibi yapmak lazımdır. Bu husustaki zorluklara sabretmekte cihad sevabı vardır. Dinimize zarar verecek şeyler emrettiklerinde (hırsızlık yap, namaz kılma gibi…) o zaman onlara itaat edilmez.

Onlara itaat edemediğimiz durumlarda dahi iyilik yapmak, tatlı sözle gönüllerini almak gerekir. Özellikle ihtiyar olduklarında hizmetlerinde bulunmak lazımdır.

Bir Defa Kalbini Kırsan…

Hasan-ı Basrî Kâbe’yi ziyaret ve tavaf ederken arkasında bir zembil ile tavaf eden bir zâta dedi ki: “Arkadaş, arkandaki yükü koyup öyle tavaf etsen daha iyi olmaz mı?”
O zat cevaben dedi ki: “Arkamdaki yük değil, babamdır. Bunu Şam’dan yedi defa buraya getirip tavaf eyledim. Çünkü bana dînimi, imanımı bu öğretti. Beni İslam ahlakı ile yetiştirdi.”

Bunları dinleyen Hasan-ı Basrî şöyle dedi: “Kıyamete kadar böylece arkanda getirip tavaf eylesen, bir defa kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider ve yine bir defa gönlünü yapsan, bu kadar hizmete mukabil olur.”

Ana-baba öldükten sonra, onların kabirlerini ziyaret etmeli, hayatta iken dostluk yaptığı kişileri ve onların çocuklarını ziyaret edip iyilikte bulunmalıdır. Salih bir zata: “Acaba ana-baba öldükten sonra, onların rızalarını kazanmak mümkün olur mu?” diye sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir:

Evet, üç şekilde onların rızalarını kazanabilirsiniz; birincisi, salih bir kimse olmaya gayret edin. Çünkü ana-babaya çocuklarının iyi olması kadar sevimli gelen bir şey yoktur. İkincisi daima Allah-u Zülcelâl’den onlar için mağfiret talebinde bulunun ve çokça sadaka verin. Üçüncüsü ana babanızın dostlarını ve yakınlarını ziyaret edin.

Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına sıla-ı rahimde bulunmasıdır.”(Müslim, Birr,11-13)

Ebu Üseyd Mâlik İbnu Rebî’a es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Evet vardır” dedi ve açıkladı: “Onlara dua, onlar için Allah’tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) taleb etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.”(Ebu Dâvud, Edeb 129)

Abdullah İbni Dînâr’ın Abdullah İbni Ömer’den şöyle rivayet etmiştir: İbni Ömer radıyallahu anhu Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı. Deveye binmekten usandığı zaman üzerinde istirahat edeceği bir merkebiyle, başına sardığı bir de sarığı vardı. İbni Ömer eşeğin üzerinde dinlenirken bir bedeviye rastladı. Ona: “Sen falan oğlu falan değil misin?” diye sordu. Adam: “Evet,” deyince eşeği ona verdi ve: “Buna bin,” dedi. Sarığı da ona uzatarak, “Bunu da başına sar,” dedi.

Arkadaşlarından biri İbni Ömer’e: “Allah seni bağışlasın. Üzerinde dinlendiğin eşek ile başına sardığın sarığı şu bedeviye boşuna verdin,” deyince İbni Ömer radıyallahu anhu şunları söyledi: ‘Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ‘İyiliklerin en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun ailesini kollayıp gözetmesidir’ buyururken duydum. Bu adamın babası, (babam) Ömer radıyallahu anh’in dostuydu.” (Müslim, Birr 11-13)

Sahabe-i kiramın baba dostunun oğluna yaptığı iyilik böyleydi. Öyleyse babalarına karşı iyiliklerini hesap etmeli.

Baba Bedduası

Müslümanlar bilhassa anne ve babanın bedduasını almaktan sakınmalıdır.

Anlatıldığına göre Malik bin Dinar bir yıl hacca gitti. Haccını tamamladığı gece rüyasında şöyle bir ses işitti: “Ey Malik! Hacca gidenlerden Muhammed oğlu Abdurrahman affedilmedi.”

Malik bin Dinar sabahleyin çevresinde Muhammed oğlu Abdurrahman’ı aramaya başladı. Sordukları kimseler ona: “Aradığın kimse Kur’an ehlidir. Her yıl hacca gelir.” dediler. Araya araya onu bir köşede Kur’an okurken buldu. Abdurrahman onu görünce bir ah çekip bayıldı. Daha sonra şöyle dedi: “Beni rüyanda gördün. Bana Allahu Zülcelal’in beni affetmediğini söylemeye geldin değil mi?”

Malik bin Dinar bu duruma çok şaşırdı. Ona hayret edip sordu:“Sen salihlerden birine benziyorsun. Çok merak ettim. Acaba Allahu Zülcelal seni neden affetmiyor. Ne günah işledin?”

Bu soruya karşılık Abdurrahman şöyle anlattı: “Bir Ramazan ayının ilk gecesi idi. İçki içip sarhoş olmuştum. Bu sırada babam beni aramış ve bir yerde yatar bulmuş. Beni çekince ben de sarhoşluktan kendimi bilmez halde ona vurup gözünü çıkarmışım. O da bana beddua etmiş. Ertesi gün ayılınca neler yaptığımı büyük bir üzüntü ile öğrendim. Bütün içki küplerini yok ettim. Kölelerimi azat ettim. Yaptıklarıma pişman olup doğru yola girdim. Her yıl böyle hacca gelir dua ederim. Fakat her seferinde sizin gibi birisi rüyasında: “Allah seni affetmedi!” diye söyler.”

Abdurrahman bunları anlatırken tekrar ağlamaya başladı. Onun bu haline Malik bin Dinar çok acıdı, babasını kim olduğunu sorup yerini öğrenerek yanına gitti. Babası Malik bin Dinar’ı görünce şöyle dedi:

“Hoş geldiniz ya Malik bin Dinar! Buyurun bir istediğiniz varsa hemen yerine getireyim.”

Malik bin Dinar şöyle dedi: “Farz et ki kıyamet kopmuş, oğlun Abdurrahman’ı tutup cehenneme götürüyorlar. Onu bu halde görsen üzülmez misin?”

Bunu duyan babası ağlamaya başladı. Daha sonra kendine gelip dedi ki: “Sen şahit ol ki, oğlumun kusurunu affettim ve ona hakkımı helal ettim.”

Daha sonra Malik bin Dinar, ondan izin alarak oğlunun yanına gidip müjdeyi verdi ve babasının onu görmeye geleceğini söyledi. Bunu duyan Abdurrahman ağlayarak tekrar bayıldı.

Bu sırada babası geldi. Malik bin Dinar’a şöyle rica etti: “Oğlumu affettim. Diğer âleme yakın zamanda göçeceğini zannediyorum. Şahadet getirip ruhunu teslim etsin.”

Malik bin Dinar şahadeti telkin etmeye başladı. Fakat Abdurrahman cevap vermiyordu. Nihayet gözlerini açıp karşısında babasını görünce ona yalvaran bir sesle dedi ki:
“Babacığım ne olur, gel sen de benim gözümü çıkar ki, kıyamete kalmasın!”

Babası şöyle dedi: “Ey Gözümün nuru! Ben suçunu bağışladım. Senden razı oldum.”

Bu sırada Abdurrahman iki defa şahadet getirdi. Malik bin Dinar ona:

“Halin nasıldır?” diye sordu. O da şu şekilde cevap verdi:

“Baygın halde iken başucumda elinde topuz olan bir melek durup bana: “Baban senden razı değil. Ben topuzla senin başına vuracağım.” dedi. Az sonra başka bir melek gelip yeşil bir mendille gözlerimin yaşını sildi ve dedi ki: “Şahadet getir! Baban ve Allah-u Zülcelâl senden razı oldu.”

Abdurrahman bunları söyler söylemez vefat etti.

Allahu Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin…

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü