O’NU GÖRENLER İHYA VE İNŞâ OLUYOR

seydam

O’NU GÖRENLER İHYA VE İNŞâ OLUYOR

Dertlere Derman bir Kamil Mürşid

Kamil bir Mürşide bağlanmalı insan
“Kâmil ve mükemmil bir şeyhe bağlanmak kibrit-i ahmerdir. Onun nazarı (bakışı) ilaç, sözleri şifadır. Böyle olmadığı zaman iş o kadar zordur ki, deveye hendek atlatmak bundan daha kolaydır.”
(İmamı Rabbani Hazretleri, Mektubat, 23. Mektup)

Eskiler, bahar gelmesinden önce havaya, suya, toprağa cemreler düştüğüne inanırlarmış. Zemheri geçip, cemreler birer birer düştü mü artık, kışın hükmünün kalmadığını düşünürlermiş. Yakacaklar bitmeden, ambardaki zahireler tükenmeden, cemreye kavuştukları zamansa sevinirlermiş. Baharın muştusu saydıkları cemrelerin düşmesiyle, bu kıtlık ve soğuğun geçip gideceğine, sıcak yaz günlerine yeniden kavuşacaklarına umutları tazelenirmiş.

Günahın kolaylaştığı puslu
bir devirdir yaşadığımız

İnsanlık tarihinin de baharları, güzleri, bereketli yazları, kapkara kışları vardır. Bazen ümmetin üstüne bir kâbus gibi ağır imtihanlar çöker. Sanki müminleri her yandan kötülükler kuşatır. Savaşlar, iç karışıklıklar, tefrikalar, fikrî buhranlar ve bilhassa gönül bulanıklıkları Müslümanları bunaltır.
Sanki zamanın ruhu, şeytanın zehirli nefesinden hastalığa tutulmuştur. Küfür ve fısk-u fücur azgınlaşmış, imana ve salih amellere galip gelmiştir. Ümmet arasında bile günahlar yaygınlaşmış, marifet gibi görülür olmuş, salih ameller ise tenhalara çekilmiştir. Allah’ı inkârda ve kulluğa isyanda elebaşılık edenler, bir sel misali önüne geleni kapıp götüren cereyanlara dönüşmüşlerdir. Gaflet makineleri evlere kadar girmiş, şeytanın tellalları yirmi dört saat günaha çağıran yayınlar yapar olmuştur. Hasılı; artık günah işlemek kolaylaşmış, gencecik çocukların parmaklarının ucuna kadar gelmiştir. Salih ameller ise zorlaşmış, türlü engellerle kuşatılmıştır.

Kur’an’ın mehcur olduğu, Allah’ın evlerinin garip kaldığı, bilgilerin kuru malumat halinde okunup ezberlendiği ama hayata tesir edemediği puslu bir devir… Ümmet-i Muhammed’in mazlum ve sahipsiz kaldığı, güçlü ve zengin kavimlerin elebaşılık ettiği küfür ve günah girdabına kapılmamak için çırpındığı bir fetret devri…

İnsanları tevbe ile kurtuluşa
çağıran gür bir seda var

Dünya sanki bir isyan bataklığına dönüşmüş; İman ehlinin ruhları ise bu bataklığa gömülüp gitmemek için kendilerine uzanacak bir el arıyor. Ve bir ses duyuyorlar: “Ey Allah’ın kulları. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Affetmek, Allah’ın yanında hiçbir şey değildir. Yeter ki kul biraz Allah’a karşı samimi olsun, biraz gayret etsin.”

Ve çağrısına devam ediyor Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri; “Allah her şeye kadirdir! Samimi olarak Allah’a yalvaralım, Allah bizi kurtaracaktır. Kim kalbini Allah-u Zülcelâl’e teslim ederse ve “Ya Rabbi bu senin mahlûkundur, senin yarattığın bir et parçasıdır, bunu düzelt” diye dua ederse, Allah onu düzeltir. Kul yeter ki Allah’tan samimi olarak istesin. Allah cömerttir verecektir!”

İşte Allah dostları, Rabbiyle misakını büsbütün unutmamış o ruhlara uzanan yardım elidir. Onlar bu sisli, puslu dünya manzarası içinde bizim yolumuzu aydınlatan kandillerdir. Onlar, Allah’a giden yolun rehberleridir.

Yolumuzu şaşırdığımızda yahut heva-i nefse uyup biraz gaflete daldığımızda onların uyarıları bizi kendimize getirir.

Günümüzde yaşıyor ve insanların
tazelendiği sohbetler yapıyor

Hayatını Allah’ın rahmet ve merhametini anlatmaya adamış, insanların tevbe ile kurtulmaları için çalışan faziletli âlim, kamil mürşid Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri her hafta mutad olarak sevenlerine sohbet yaparlar. Yine bir sohbetlerinde şöyle anlatmışlardır;

“Allah-u Zülcelal’e karşı doğru olalım, ona sadık olalım. Ayet-i kerimede buyruluyor: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd; 112)

Yani, Allah azze ve celle nasıl emretmişse öyle ol. Allah’ın, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi veselleme emri, bizlere de emridir. Allah-u Zülcelâl bize nasıl emretmişse biz de o şekilde Allah’a karşı dosdoğru ve sadık olmalıyız.

Hem zahiri azalarımızla Allah’a karşı doğru olmalıyız, onun emrettiği gibi hareket etmeliyiz, hem de kalbimizdeki haller de Allah’ın istediği şekilde olmalı.”

İnsan bu dünya hayatında çok sıkıntılı bir haldedir. Çünkü bizzat kendi nefsi, dünyevi isteklere meyillidir. O istekler de onu Rabbine verdiği kulluk sözünden uzaklaştırmakta, oyalamaktadır. Nefse uydukça istekleri daha da kuvvetlenip, günahları ve zulmü emredecektir.

Her ne kadar dürüstçe düşünüp aklını sorumluluk duygusuna uygun bir şekilde kullandığında nefse uymanın yanlış olduğunu anlasa da, dürtü ve duyguları her zaman aklı bir kenara itiverecektir. İnsanın kendisiyle, kendi öz canının istek ve duygularıyla mücadele etmesi kolay mı?

Nefisle mücadele edebilmek için mutlaka tesirli ve güçlü bir yardıma ihtiyacımız var. İşte o yardım, Allah dostu âlimlerin himmetleridir. Seyda Muhammed Konyevî Hazretleri de Allah’a yönelmek isteyen nicelerin imdadına yetişmiş günümüzdeki Allah dostlarından biridir.

Tecrübeyle sabittir ki, insan bir zaman mürşidlerin sohbetinden kopsa manevi olarak bir soğukluk ve katılık hissetmeye başlar. Kalbinde manevi duygular uyanmaz olur. İbadetleri duygusuzca, kuru şekil olarak yapar ve bu da yavan geldiği için sürdüremez. Nefsanî zevkler daha cazip gelir ve onlara karşı koyamaz olur.

Tasavvuf yolundan olmayan dindar kişiler dahi sevdikleri âlimlerin etrafında toplanır ve onun nasihatleriyle tazelenirler. Onlar da kendi sevdikleri alimleri, Allah rızası için seviyorlarsa onlardan istifade ederler. Eğer o âlim samimi ise onun samimiyeti onlara tesir eder. Farkında olmasalar da onlar da inikâs olurlar ama tek bir fark vardır; bunun adını koymamışlardır.

Hayat tarzı olarak genellikle İslami hükümlerin uygulandığı, günahların yasaklandığı bir muhitte belki bu muhabbet ve tesir çoğu kişiye yeterli gelebilir. Ama bilhassa bizim ülkemiz gibi İslami hükümlerin uygulanmadığı, günahların sokaklarda sel olup aktığı bir yerde daha kuvvetli bir himmete ihtiyaç vardır. İşte bu noktada Seyda Muhammed Konyevi Hazretlerinin sohbetlerinin manevi bir tazelenmeye, aşk ve şevke vesile olduğunu binlerce insan şahit olmuştur.

İnsan mürşidsiz yol gidemez

Bir insan kendi kendine de tevbe edebilir ama büyüklerin dediği gibi, bu tavuğun tevbesine benzemektedir. Tavuk pislik içinde taneler bulur, yer. Bu sırada gagasına bulaşan pislikleri toprağa siler ve güya temizlenir. Ama sonra pislik içinde bir tane bulunca gene duramaz, yer. O çöplükten çıkıp gitmedikçe daima o pisliklere geri dönecektir.

Ülkemizin çevre şartları, mümin bir insanın kendi kendine doğru yolda gitmesini zorlaştıran fitne ve imtihanlarla kuşatılmıştır. O çevreden çıkıp gidecek bir yer de yok gibidir. Bu sebeple bu günah bataklığından kurtulmak için tutunacak kuvvetli bir ele daha fazla ihtiyaç vardır.

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri gibi bir mürşidi-i kamilin huzurunda tevbe edip, onun sohbet halkasına giren kişi, tevbenin şartına uygun bir hareket yapmış olmaktadır. Çünkü tevbe bir dönüş, demektir.

Sonu cehennemde biten yoldan, cennete kavuşturan yola dönmektir, tevbe. Allah’ın gazabına çağıran çığırtkanların ardından koşmayı bırakıp Allah’ın hidayet ve rahmetine çağıran kervana katılmaktır. Bunun için de insanın tevbesinde sebat etmesini destekleyen yeni bir çevre, yeni dostlar, yeni bir hayat tarzı, yeni sohbet konuları ile bu tevbeyi desteklemesi gerekir.

Nasuh tevbe, geçmişe bir sünger çekmek, yeni bir başlangıç yapmaktır. Şimdiye kadar boşa harcanan yıllar için, yüreğinin yanması ve bundan sonra o kaybı telafi etmek için artık her fırsatı değerlendirme isteği taşımaktır. İçi yana yana, aşkla, şevkle, gayret etmeli, Seyda Muhammed Konyevi Hazretlerinin deyimiyle, “Meraklı olmalıdır.” İşte onun sohbet ve himmetleri gönüllere bu aşkı mayalamaktadır. Sohbetlerinden birinde şöyle anlatırlar: “Allah-u Zülcelal’e karşı olan ibadetlere, namaz olsun, oruç olsun, zekât olsun, hac olsun, yolun üzerindeki bir şeyi kaldırmak olsun, mü’min kardeşimize yardımcı olmak olsun, yani hangi ibadet olursa olsun daima o ibadetlere âşık olmamız lazımdır.

Böyle olduğu zaman belki de Allah-u Zülcelâl bizim küçük bir ibadetimize bakarak, bizi af ve mağfiret edebilir. Bilhassa namazın üzerinde elimizden geldiğince gayretli olmamız lazımdır.

Namazın içinde bütün meleklerin ibadetleri vardır. Biz onları görmüyoruz ama göklerdeki meleklerin bir kısmı kıyam halindedir, bir kısmı rükû halindedir, bir kısmı da secde halindedir. İşte namaz meleklerin ayrı ayrı cemaat olarak yapmış oldukları bu ibadetleri kendi içinde toplamıştır. Ve Allah-u Zülcelâl bu namaz ibadetini bize nasip etmiştir.

A’lâ isminde bir zat, Ankebut suresini tefsir ederken şöyle demiştir: “Namaz, meleklerin tümünün ibadetlerini ve diğer ibadetlerin çeşitlerini içinde topladığı için Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki: “Ey kulum! Sen bu zayıflığınla Bana rükû yapıyorsun, secde yapıyorsun, kıyam yapıyorsun, tesbih yapıyorsun, tehlil yapıyorsun ve zayıflığına rağmen Bana bunları hediye ediyorsun, Ben keremimle, cömertliğim ve zenginliğimle sana niçin cennetin içindeki çeşit çeşit nimetleri vermeyeyim? Cemalimi niçin sana göstermeyeyim ve seni niçin af ve mağfiret etmeyeyim?”

Peki bundan daha güzel bir şey var mıdır? Allah-u Zülcelal’in kıyamet gününde bize bu şekilde hitap etmesinden daha güzel bir şey var mıdır? Cennette öyle çok ve çeşitli nimetler vardır ki, insan bütün ömrünce bu nimetleri saysa yine de bitiremez.

İnsan bu müjdeye bakarak ruhunu, canını namaz için feda etmesi lazımdır. Bilhassa sabah namazına aşk ve muhabbetle kalkmak lazımdır.”

Onları gören ihya
ve inşa oluyor

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “Ümmetimin en hayırlıları, görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV; 277) buyurmuş.

Tasavvuf yolunun öncülerinden Haris el-Muhasibî, İmam Malik rahmetullahi aleyhimanın şöyle dediğini nakletmiştir: “Kalbimde her kasavet duyduğumda Muhammed bin Münkedir rahmetullahi aleyhin yanına gider, ona şöyle bir bakardım. Öyle bir ders alırdım ki, bu bana birkaç gün yeterdi.”

Bu bahsi geçen isimler, Kur’an-ı kerim, hadis ve fıkıh ilminde üstadlarımız olan büyüklerdir. Onlar kalbin manevî hayatı için Allah dostu alimlerin huzurunda bulunmaktan istifade ettiklerini bildirmişlerdir. Tasavvuf yolu onların yaşayıp örnek oldukları yolun devamından başka bir şey değildir ve maneviyatın can çekiştiği günümüzde çok mühim bir ihtiyaçtır. Günümüzde de Seyda Muhammed Konyevi Hazretlerinin meclisinde bulunanlar aynı hisleri yaşadıklarını anlatıyorlar.

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri gibi, Allah dostu âlimler, kuru malumat anlatmaktan öte, kalplere Allah’ın sevgisini nakşeden muhabbet fedaileridir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Allah’ın kullarından Allah’a en sevgili olanların, Allah’ın (nimetlerinden, rahmetinden ve affından bahsedip) Allah’ı kullarına sevdiren ve kulları da (doğru yola çağırarak) Allah’a sevdirenler olduğunu bildirmiştir. (Beyhaki, es Sünenü-l Kübra)

Her yolun öncüleri ve liderleri vardır. Mesela sahabe-i kiramın ilkleri, muhacirler ve ensar, Peygamber aleyhisselatu vesselamın davetine uymakta öncü oldukları için, hayırlı bir yola öncü olup bunun çilesini çektikleri için, sonradan kendilerine uyanların sevabından hisseler aldılar. Ancak onların cemaatine uyanların sevabından da bir şey eksilmez, onlar da uymanın sevabını alırlar. Çünkü Allah-u Zülcelal onların hakkında müjdeler vermektedir:

“Sabikun el evvelun (İslâm’a ilk uyan öncüler, ilkler, önden gidenler) muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe, 100)

İşte Seyda Hazretleri gibi Allah dostları da bizim “Sabikun’el evvelun” ile bağımızdır. Tabiin ve onların izinden giden, zühd ve takva ehli alimler, dünyanın fitnelerinden korunmak için talebeleriyle kuvvetli bağlar kurmuşlardır. Biz de onların ardından gelenler olarak onların yoluna güzelce uymaya gayret etmeli, bağlarımızı kuvvetlendirmeliyiz.

Geçmiş öncülerin yaşadıkları, çektikleri, fedakârlıkları bizim için örnek alınacak faziletlerdir. Onları tanımak, sevmek, onların hallerinden bahsetmek bize azim ve sebat etme gücü verir. Nitekim Seydamız da daima sohbetlerinde evvelki gelip geçmiş büyüklerin fedakârlıklarını anlatarak maneviyatımızı takviye etmektedir: “Allah-u Zülcelal, önceki Peygamberlerin ümmetlerinin onlara yapmış olduğu eziyetleri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bildirdiği zaman, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onların hallerine bakarak teselli buluyor ve müşriklerin yaptığı eziyetlere karşı tahammül gücü artıyordu. Bu, bizim için de çok büyük bir derstir.

Biz de daima önceki Peygamberlerin ve sadat-ı kiram’ın hallerini, ahlaklarını bilirsek, çok büyük menfaat elde ederiz. Çünkü onların güzel ahlaklarını bildiğimiz zaman: “Keşke benim ahlakımda öyle olsaydı, keşke bende onlar gibi amel yapsaydım.” diyerek, amelin üzerinde daha gayretli oluruz. Böyle olduğumuz zaman da inşaallah bize nasip olur, Allah-u Zülcelâl o amelleri ve o güzel ahlakları bize nasip eder.”

Allah-u Zülcelal, kıymetlerini bilip istifade etmeyi nasip etsin; dünyada müşerref kıldığı gibi, ahirette de şefaatlerini nasip eylesin. Âmin.

HATİCE KÜBRA ERGİN

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü