Niyetle Ömür İbadete Dönüşür

Hadis kitaplarında şöyle bir vakıa anlatılmaktadır:

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashâb-ı Kirâm radiyallahu anhüm ecmaîn müşriklerle cihad etmek üzere Uhud’a çıktıklarında, Kuzman isminde bir şahıs Medine’de kalır. Bazı kadınlar, “savaş kaçkını” diyerek onu alaya alınca, Kuzman bunu bir onur meselesi haline getirir; hemen cepheye koşar ve ön safta yer tutar.

Hatta ilk oku o atar, sonra kılıcını çeker ve herkesi hayran bırakan bir kahramanlık sergiler. Fakat sahabe onun cesaretini ve mücadelesini övünce Rasûl-ü Ekrem Efendimiz:
“O, ateş ehlindendir!” buyurur.

Bu habere çok şaşıran bazı sahabîler Kuzman’ı takip etmeye başlarlar. Onun yiğitliği karşısında iyice hayrete düşerler. Çünkü Müslümanların muvakkaten dağılıp geri çekildikleri bir anda bile Kuzman kılıcının kınını kırar:
“Kaçmaktansa ölmeyi tercih ederim!” diye bağırarak ileri atılır ve cesurca savaşırken derin bir yara alır. Onun bu haline şahit olan Sahabîler,

“Ya Rasûlallah, az önce ateş ehlinden olduğunu söylediğiniz adam, büyük bir metanetle savaştı ve kahramanca öldü!” derler. Peygamber efendimiz aleyhissalâtu vesselâm, yine:
“O Cehennemliktir!” buyurur. Bu cevabı işiten Müslümanların bütün bütün hayrete kapıldığı esnada, o şahsın henüz ölmediği ancak ağır şekilde yaralandığı haberi getirilir.

Kuzman acılar içinde kıvranırken, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in ihbarından habersiz olan Katade İbnu Nu’man onun yanına varır ve:
“Şehitlik sana mübarek olsun!” diye tebrikte bulunur. Bunun üzerine, Kuzman:
“Vallahi ben din için mücahede etmedim; kavmimin itibarı için savaştım!” diye mukabele eder. Sonra da, yarasının ızdırabına dayanamayarak kılıcının keskin tarafını göğsüne dayar, üzerine yüklenir ve intihar eder.

Evet, bu hadisenin bir benzeri Hayber Gazvesi’nde meydana gelmiştir; bunun üzerine Resul-i Ekrem aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz, halka şu hakikatin ilan edilmesini emir buyurmuştur:
“Cennet’e ancak Allah’a gönülden teslim olmuş mü’minler girecektir”
Müslümanın niyeti her zaman Allah’ın rızası olmalıdır. İslam adına yaptıklarının ne olduğu önemli değildir. Ona kalacak olan şey sadece niyetidir.

“Ameller niyetlere göredir.” (Buhari)

Niyet o kadar önemlidir ki, yiyip içmek gibi mubah, yani ne günah ne de sevap olmayan fiiller bile, niyet sayesinde günaha veya sevaba dönüşebilir. Eğer bir insanın yemek yerken niyeti, güçlü kuvvetli olup başkalarına zulmetmek veya şehvetinin çoğalması ve böylece çokça günah işlemek için ise o insanın yediği yemek haram olur.

Elbette yemek; su gibi, hava gibi doğal bir ihtiyaçtır. Buna rağmen, hatta helal kazançla elde edilmişse bile, yine de niyetin kötü olmasından dolayı o yemek harama dönüşür.

Öte yandan bir insan yemek yerken “Ben güçlü bir Müslüman olacağım, çünkü ‘Güçlü mumin zayıf muminden daha hayırlıdır’ Ben bu gücümle daha çok ibadet edeceğim daha çok İslam’a hizmet edeceğim ve çoluk çocuğumu kimseye muhtaç etmeyeceğim” diye niyet ederse o yediği yemek ibadet yerine geçer.
Diğer ameller de böyledir. İyi ve temiz giyinmek, koku sürünmek mubahtır.

Sünnete uymak, İslam’ın vakarını korumak niyetiyle yapılırsa sevap olur. Gösteriş veya öğünmek için yapılırsa günah olur. Bu sebeple yeni ve temiz elbise giyinirken ibadet için, namaz için süslenmeye niyet etmelidir. İbadetleri kuvvetli ve sağlam yapmak niyetiyle uyunursa, uyku ibadet olur. (Mektubat-ı Rabbani)

Çünkü Allah-u Teâlâ, kulun bunları ne niyetle yaptığına bakarak sevap veya günah yazar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Allahü Teâlâ, sizin şeklinize, malınıza bakmaz, kalblerinize, amellerinizi ne niyetle yaptığınıza bakar.” (İbni Mace)

Her türlü kötü niyetten kaçmak gerekir. Peygamber efendimiz, “İki müslüman birbirine kılıç çeker, biri diğerini öldürürse, ikisi de Cehennemdedir” buyurunca, “Ölenin suçu ne?” diye sordular. Buyurdu ki: “O da, öldürmek istemişti.” (Buhari)

Sevap kazanmak için niyetin halis olması gerekir. Amel mümkün olmasa da halis niyet, yalnız başına hayırdır. Hatta bir hadis-i şerifte de: “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” buyuruluyor. (Taberani)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Gece ibadet etmek niyetiyle yatan, fakat uyku galebe çalıp sabaha kadar uyanamayan, niyeti sebebiyle gece ibadet etmiş gibi sevaba kavuşur. Uykusu da kendisine Allahü teâlânın ihsan ettiği bir sadaka olur.”(İbni Mace)

Kanuni Sultan Süleyman Han, kendi parasıyla Süleymaniye adını verdiği camiyi yaptırdı. Cami bitince namazlar kılındı. Sultan, hayırlı bir iş yaptığı için çok sevindi. “İnşallah çok sevab kazandım” diye düşündü. O gece bir rüya gördü.

Terazinin bir kefesinde Süleymaniye Camii, diğerinde ise bir bakraç yoğurt vardı. Sevab olarak, yoğurt tarafı daha ağır geliyordu. Uyanınca merak etti, rüyasını Şeyh-ül İslam’a anlattı ve: “Hocam hayırdır inşallah, bu rüyanın tabiri nedir?” diye sordu. O da, “Bir araştırayım” dedi. Gidip inşaatta çalışan işçilere sordu.

Bir ihtiyar ninenin, çok sıcak bir günde soğuk bir bakraç yoğurt getirip, “Başka bir şeyim yok, Allah rızası için alın, ayran yapıp için” dediğini söylediler. Şeyhül İslam, sultanın yanına gidip durumu anlattı. Sultan, ihtiyar kadının hâlis niyetine gıpta etti.

Nice küçük ameller vardır ki, niyetler onları büyütür, nice büyük ameller vardır ki, niyetleri onları küçültür. Bu yüzden niyet çok önemlidir. Küçük bir şey bile, hâlis niyetle yani Allah rızası için yapılırsa, dağlar kadar hayırdan daha üstün olur.

Mesela bir talebe, dinini öğrenmeye ve dine hizmet etmeye, Müslümanlara ve insanlara faydalı olmaya niyet ederek okuluna giderse, her nefesi zikir olur. Bunun gibi, hâlis niyetle yapılan bütün çalışmalar âhirette mükafata vesile olur.

Cenab-ı Hakkın rahmetindendir ki, Müslümanın iyi niyeti amel gibi sevap iken, kötü niyeti, eyleme geçmediği sürece affedilmiştir. Hatta vazgeçip tövbe etmesinden dolayı sevap vaat edilmiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:

“İyi bir iş yapmaya niyet edip de, yapamayana, tam bir iyilik yapmış gibi sevap verilir. Niyet edip yaparsa, on mislinden 700 misline, hatta daha fazla sevaba kavuşur. Kötü bir işe niyet edip de, yapmayana, yapılmış tam bir iyilik sevabı verilir, niyet edip de yapana ise sadece bir günah yazılır.” (Buhari)

Niyetin yeterli olmadığı durumlar 

Elbette niyet, Allah katında geçerlidir. Kullar birbirinin niyetini bilemeyeceği için ağızdan çıkan söze, elden çıkan fiile itibar ederler. Bu sebeple niyetin geçersiz, sözün geçerli olduğu yerler de vardır.

Bir insan iki şahit huzurunda, şakadan veya rol icabı da olsa, evlenme akdini yerine getirirse evlenmiş olur. Bir insan kalbinden hanımını boşadığını düşünürse boşanmaz. Dil ile söylenmesi şarttır ya da başka tür iletişim araçlarıyla mesela mektup, mail, telefon veya kasetle boşadım derse boşanmış olur.

Hatta bir kimse, şaka ile, alay olsun diye veya hanımını korkutmak niyetiyle “Seni boşadım” dese, hanımı boş olur. Hadis-i şerifte, “Üç şeyin şakası da, ciddisi gibi sahihtir. Nikâh, boşamak, boşamaktan vazgeçmek”(Tirmizi) buyrulmuştur.

Benzer bir şekilde alış verişte, hibede ve benzeri insanlar arası anlaşmalarda niyet geçersiz, söz geçerlidir.
Niyetin yeterli olmadığı durumlar da vardır. Zahiren günah olan bir amel, iyi niyet sebebiyle sevap olmaz. Mesela bir Müslüman, bir dostunun hidayeti niyetiyle onunla aynı içki sofrasında otursa, içmese de yine günaha girer. Ya da cami yaptırmak niyetiyle haram yoldan para kazansa günaha girer. Şeriatın haram kıldığı ameller kulların niyetleri sebebiyle helal olmaz.

Görülebileceği gibi, kulun niyetiyle günahlar sevaba dönüşmez. Ama ihlassız olan niyeti sebebiyle salih ameller boşa gidebilir. Demek ki hem niyet halis olmalı, hem amel doğru olmalıdır.

Dünyada iki gram altın için, iki ton toprak elenir. Âhirette de böyledir. Niyet, altın gibidir. Çok olmasa da, amel ihlâslı olmalı. Çünkü amellerdeki niyete bakılır. Allah için olanlar alınır, diğerleri atılır.

You may also like...

Menü