Mü’min kardeşliği …

Mü’min kardeşliği ve Allah için sevmenin fazileti

Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz mü’minler kardeştirler.”  (Hucurat; 10)

Allah-u Zülcelal bu ayet-i kerimede inanan bütün mü’minlerin kardeş olduğunu beyan ediyor. Bu kardeşlik kan kardeşliğinden de daha üstün, daha faziletli bir kardeşliktir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bir hadis-i şerifte şöyle buyur-muştur:

“Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” (Tirmizi)

Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri islam dininde çok büyük bir öneme sahiptir. Allah-u Zülcelal’in rızası için birbirimizi sevmemiz lazımdır. Allah-u Zülcelal için amel yapan ve O’nun hizmetinde bulunan bir kimseyi gördüğümüz zaman ne kadar seversek, o nisbette menfaat görürüz. Çünkü bu sevgi o kimsenin zatına değil, Allah-u Zülcelal’e iman ve ibadet ettiği, O’nun rızasına kavuşma gayretinde olmasından dolayıdır ki bu da Allah-u Zülcelal’in yanında çok makbuldür.

Mü’min kardeşler olarak birbirine kızmadan, buğz etmeden, kin duymadan, birbirimize hep iyilikle yumuşaklıkla davranmalıyız. Böyle olanlara Allah katında çok büyük ecir ve sevaplar vardır.

Hz. Ömer radıyallahu anh’tan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın bazı kulları vardır ki; onlar ne peygamber ne de şehittirler. Fakat Peygamberler ve şehitler onlara verilen makam dolayısıyla gıpta edip imrenirler.”

Ashab-ı kiram: “Onlar kimlerdir?” diye sordular. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle devam etti:

“Onlar (aralarında) neseb ve akrabalık olmadığı, mal alışverişi olmadığı halde birbirlerini Allah için sevenlerdir. Onların yüzü nurdur, nur üzerindedirler. İnsanların korktukları günde onlara korku yoktur. İnsanların hüzünlendikleri günde onlar mahzun da olmazlar.” (Ebu Davud)  daha sonra şu ayet-i kerimeyi okudu:

“Dikkat edin! Allah’ın veli kulları için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.” (Yunus; 62)

Görüldüğü gibi, mü’minlerin birbirlerini sevmeleri Allah-u Zülcelal’in yanında çok makbuldür. mü’minlerin birbirlerini sevmeleri ve birbirlerine kenetlenmelerini Allah-u Zülcelal çok sevmektedir. Dolayısıyla  Allah-u Zülcelal’in rızası için birbirimizi sevmemiz gerekir.

Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh’tan rivayetle Resulullah  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“İmanı kâmil olan, sevdiği kimseyi, ondan menfaat gördüğü için değil, sırf Allah rızası için sever. Gerçek iman da budur.” (Taberani)

Bu ayet ve hadislerden anlaşıldı ki kişi Allah için mü’min kardeşini sevmelidir. Bu çok kıymetli bir ameldir. İnsan Allah yolundaki bu sevgi için ruhunu, canını, malını ne kadar feda etse yine de bu yaptığı azdır.

Üzülerek duymaktayız ki, bazı mü’min kardeşlerimiz birbirlerini Allah için sevmek yerine birbirine buğz etmekte ve birbirlerine küsmektedir. İslami hizmetlerde en büyük zarar, mü’minlerin birbirlerine karşı, kin ve düşmanlık beslemeleridir.

Bu hal, islami hizmetlere çok zararlıdır. Şeytan bu gibi durumların, ne kadar büyük zarar verdiğini iyi bildiği için çeşitli hilelerle mü’minleri aldatmaktadır. Çünkü, mü’minler birbirlerinin aleyhinde konuşup birbirlerine buğz ettiklerinde, manen çok büyük zarara uğruyorlar.

Şeytan, bunun dindeki en büyük zararlardan olduğunu bildiğinden, mü’minler arasında sürekli kin ve düşman-lık tohumları ekmeye çalışmaktadır. İnsanlar da kendi nefislerini tatmin etmek için şeytanın bu hilesine, bile bile uyuyorlar. Böyle yapmış olmakla, şeytana tabi olmuş oluyorlar. Bu hileye uyduktan sonra da kendilerini haklı zannediyorlar. Şeytanın bu hilelerine uyan kimselere şu ayet-i kerimeyi hatırlatıyorum:

“Ya kötü ameli süslenip de onu güzel gören kimse de mi? (Allah’ın hidayet verdiği kimse gibi olacak?) Şüphesiz ki, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğine de hidayet verir. O halde (Resulüm) canın onlara karşı hasretle (tükenip) gitmesin. Allah, onların yaptıklarını çok iyi bilicidir.” (Fatır;    8)

Görüldüğü gibi bu davranışların islami hizmetlere ve mü’minlere büyük zarar verdiği, Allah-u Zülcelal tarafından ayet-i kerimeyle bizlere açıkça beyan edilmiştir.

Bütün bunlardan sonra bize düşen görev; mü’min kardeşlerimize şefkat ve merhametle davranmak ve onları Allah için sevmektir.

Allah için sevmeye en güzel örneklerden birisi Huzeyfe el-Adevi’nin şu anlattığıdır.

Huzeyfe el-Adevi şöyle anlatmıştır:

Yermük harbinde amcamın oğlunu arıyordum. Yanımda biraz su vardı. Kendi kendime:

 “Eğer yaşıyorsa ona biraz su vereyim.” diyordum. Bir süre sonra onu buldum. Yaşıyordu fakat yaralıydı.

 “Sana biraz su vereyim mi?” diye sordum. Başıyla;

 “Evet!” diye işaret yaptı. O sırada bir adamın inlediğini duydu. Yine başıyla;

“Suyu ona  ver.” diye işaret etti. O adamın yanına gidince;

“Sana su vereyim mi?” diye sordum. O da:

“Evet!” dedi. Tam o esnada başka birinin inlediğini duyunca, bana;

 “O adamın yanına git.” dedi. Bende o adamın yanına gittim. Yanına vardığımda son nefesini vermişti. Derhal diğer adamın yanına döndüm. Baktım o da ölmüş. Amcamın oğlunun yanına koştum, ama o da ölmüştü.

İşte mü’min kardeşlerini Allah için sevmek ve onları kendi nefsine tercih etmek böyledir.

İnsanın kalbinde, mü’min kardeşlerini Allah için sevme duygusu kuvvetlendikçe, bu sevgi sahibini dostluğa, yardım etmeye, sevdiğini; malıyla, canıyla ve diliyle müdafaa  etmeye teşvik eder.

Allah için olan sevgi, bir kimseyi şahsı için değil de, ahiret nimetlerini kazanmaya vesile olmasından dolayı sevmektir. Onun için Fudayl bin İyaz rahmetullahi aleyh demiştir ki:

“Bir kişinin, mü’min kardeşinin yüzüne sevgi ve merhamet duyguları ile bakması kendisi için bir ibadettir.”

Unutmamak lazımdır ki, Allah için mü’min kardeşlerini seven kimseler sevgilerinin miktarınca mükâfat ve sevap kazanır.

Mü’min olan kimseleri, ancak mü’min olanlar sever. Mü’min olan kimseye buğzetmek,   münafıklık alâmetidir. Bu söz, hepimize büyük bir derstir. Şayet biz Allah için olursak, mü’min kardeşlerimiz de sevecek  bir haslet muhakkak buluruz.

Çünkü onlar Allah-u  Zülcelal’e iman etmişlerdir. Eğer onlara sevgi gözü ile bakarsak mutlaka kalbimizde onlara karşı sevgi oluşur. Ama daima kusur aramaya çalışırsak, şeytan ve nefs bizi peşine takarak, mü’min  kardeşlerimize karşı kalbimizi kin doldururlar.

Mü’min kardeşler olarak birbirine kızmadan, buğz etmeden, kin duymadan, birbirimize hep iyilikle, rıfkla (yumuşaklık) davranmalıyız.

Hz. Hüseyin radıyallahu anh diyor ki:

“Allah-u Zülcelal, bütün insanları topladığı zaman: “Fazilet sahipleri neredeler?” diye bir ses duyulur. Bir gurup insan ayağa kalkıp, cennete doğru yürümeye başlarlar.

Bunun üzerine melekler önlerine çıkarak:

“Nereye gitmek istiyorsunuz?” diye sorunca, onlar da:

“Cennete gitmek istiyoruz.” derler. Melekler:

“Hesaptan önce mi?” diye sorunca, onlar da:

“Evet hesaptan önce!” derler. Melekler:

“Siz kimsiniz?” diye sorunca:

“Biz fazilet sahipleriyiz.” diye cevaplarlar. Melekler:

“Dünyada ki faziletiniz ne idi?” diye sorunca:

“Bize karşı yapılan cahillikleri olgunlukla karşılar, bize kötülük edenlerin kusurlarını affederdik.” derler.

Bunun üzerine melekler:

“Haydi cennete giriniz, iyi amel işleyenlerin mükafatı ne güzeldir.” derler.

Arkasından yine aynı ses:

“Dünyadayken Allah’a dost olanlar nerede?” diye seslenir. Bu çağrı üzerine bir gurup insan yine cennete yönelirler ve meleklerle karşılaşırlar.

Melekler, onlara kim olduklarını sorunca:

“Biz yeryüzünde Allah-u Zülcelal’in dostlarıyız.” derler. Melekler:

“Allah’a nasıl dost olmuştunuz?” diye sorarlar.

“Bizler dünyadayken, Allah için birbirimizi seviyor, Allah için birbirimize ikramda bulunuyor ve Allah için birbirimizi ziyaret ediyorduk.” derler. Bunun üzerine melekler:

“Haydi cennete giriniz, iyi amel işleyenlerin mükafatı ne güzeldir.” derler. (E.Aşikin; 504)

İşte, Allah için sevmenin, dünyada mü’min kardeşlerimizle iyi geçinmenin, iyi davranmanın mükafatı böyledir.

Mü’minler bir vücut gibi olmalıdır 

Dediğimiz gibi, islam dininde mü’minlerin birbirlerini sevmeleri ve kardeş olmaları çok mühimdir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Buhari)

Nasıl vücutta bir aza ağrıdığı zaman, onun ağrısı diğer azaları da etkiliyorsa, bir mü’minin sevinmesi veya üzülmesi durumunda diğer mü’minlerin hali de böyle olmalıdır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Bir mü’minin diğer mü’min kardeşlerine karşı ilgisi, birbirini bağlayıp destekleyen bir binanın taşları gibidir.”  (Buhari)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok güzel misallerle islam kardeşliğinin boyutunu bize gösteriyor.

Nasıl bir binanın tuğlaları, taşları üst üste geliyor, birbirine kuvvet veriyor, birbirine yaslanıyor ve bir bina meydana geliyorsa, işte mü’minler de aynı bu binanın taşları gibidir, buyuruyor.

Hepimiz düşünelim! Bir binanın malzemelerini konulması gereken yerlere koymayıp, o tuğlaları o taşları üst üste dizmezsek, o kumları, o çimentoyu birbirine katıp suya karıştırarak beton hâline getirmezsek, o bina meydana gelmez.

Onun için mü’min kardeşlerimizi sevmez, onlara kin beslersek Allah-u Zülcelal’in yanında bir kıymetimiz kalmaz. Aynı harap olmuş bir bina gibi oluruz. O halde bir binanın malzemeleri nasıl bir araya gelip bir bina oluşuyor ise, mü’minler bir araya gelmeli ve birbirlerine destek olmalıdırlar.

Mü’minler birbirlerine küsmemelidir

Malesef zaman zaman mü’min kardeşlerimizin birbirleri ile münakaşa ve mücadelelere giriştiklerini, bu mücadele neticesinde birbirlerini kırdıklarını ve uzun süre aralarına küskünlüklerin girdiğini duyuyoruz.

Oysa unutmamak lazımdır ki münakaşa, çekişmek, mücadele yapmak ve sonunda da mü’minlerin birbirine küsmesi, şeytanın elinde büyük bir sermaye olmaktadır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Şeytan arap yarımadasında, müslümanların kendisine ibadet etme-lerinden ümidini kesmiştir. Ama onların aralarında sürtüşme çıkarmaya çalışacaktır.” (Müslim)

İşte buna bakarak, mü’min kardeşlerimizle aramızdaki küskünlükleri ve küsme sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışmamız lazımdır.

Esasen mü’minlerin birbirlerine küsmeleri çok çirkin bir şeydir. Halbuki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir müslümana, kardeşini üç günden fazla terketmesi helal değildir.” (Buhari)

“Mü’min kardeşi ile bir sene dargın duran, onu öldürmüş gibidir.” (Ebu Davud, Beyhaki)

“İki müslüman dargın olsa, haksız olanı barışıncaya kadar İslam’ın dışındadır.” (Bezzar)

“Her pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah’a sunulur, Allah-u Teala kendisine ortak koşmayanlardan sadece mü’min kardeşi ile arasında düşmanlık olan kimseler hariç hepsini bu günlerde affeder.” (Meleklere de): “Barışıncaya dek onları bırakınız, buyurur.” (İmam Malik, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace)

Bu hadislerden anlaşıldığına göre mü’min kardeşiyle konuşmamak, onunla küs durmak çok çirkin ve kabih bir davranıştır.

Kişi ahiretini düşünüyor, cennet nimetlerini istiyor ve cehennem ateşinden muhafaza olmak, Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsa mü’min kardeşiyle küs olmamalıdır.

Birbiri ile ilgilerini kesen iki kişinin en hayırlısı, selam vermeye ve konuşmaya ilk başlayan ve bu ayrılığın sebeplerini ortadan kaldıran kimsedir. Müslümanların birbirleri ile üç günden fazla küskün durmaları haramdır.

İki mü’minin arasındaki küsmenin üç gün ile sınırlandırılmasından maksat, birbirlerine küsen kimselerin, bu müddet içinde daha iyi düşünüp, hatalarını anlamalarını ve kalplerindeki kini yok etmek içindir.

Zaten mü’min kimse, kin tutmaz ve hemen barışmaya yanaşmak suretiyle, faziletli davranmayı tercih eder.

Kaynak : Reyhani yayınları / Müminin Görevi

Menü