Muhtaçlığımızı Bilerek Dua Edelim

Allah-u Zülcelâl kelamını, Peygamberleriyle yeryüzündeki kullarına göndererek onlar için neyin selametli olduğunu bildiriyor. Onun kullarına ihtiyacı yoktur. İbadet edersek de menfaati bize dönüyor, günah işlersek de vebali bizedir.

Allah azze ve celle ayet-i kerimede buyuruyor:

“Kim salih amel yaparsa, bu kendi yararınadır. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.” (Fussilet, 46)

Böyle olduğu için herkes kendini düşünmesi lazımdır. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Muhakkak ki, iman edip güzel ameller yapanlar ve Rablerine gönülden yönelip itaat edenler, işte bunlar, cennetliklerdir; onlar orada ebedi olarak kalacaklardır.” (Hud; 23)

Hepimiz iman etmişiz elhamdülillah, imandan sonra da tevbe nasip etmiş, Allah. Amel-i salih de yaparsak inşaallah ebedi cennette kalacağız.

Biz kesin olarak biliyoruz ki, Allah her şeye kadirdir. Bizim kalbimizi düzeltmeye, hidayetini vermeye, amel-i salih nasip etmeye de gücü yeter. Öyleyse niye istemiyoruz?

Bir kişinin dünyevi bir ihtiyacı olsa, deseler ki; “Eğer Allaha dua edersen Allah istediğini verecek,” hemen o duayı yapar.

Öyleyse bilelim ki bizim için asıl mühim olan Allah’ın rızasını kazanmaktır. Öyleyse dünyevî ihtiyaçlardan önce bize hidayet vermesi için, onun rızasını kazandıracak olan işlerde tevfik (başarı) vermesi için kalb- halis ile dua edelim.

Yunus Peygamberin denizin ortasındaki duası gibi dua edelim. O balığın karnında diyordu ki, “Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn” Yani, “Senden başka ilah yoktur, sen bütün noksanlıklardan yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum.” (Enbiya, 87)

Kul böyle Allah-u Zülcelal’in karşısında kendini zelil, mahkûm ve muhtaç olarak gördüğü zaman ve bu zilletle, bu muhtaçlıkla, ihtiyacını Allah’tan istediği zaman, ne isterse istesin Allah verecektir.

Demek ki biz istemenin usulünü bilmiyoruz. Tam ihlâslı, muhtaçlığımızı bilerek istemediğimiz için, Allah-u Zülcelal’e karşı kulluk adabını bozduğumuz için vermiyor, demek ki.

Çünkü Allah-u Zülcelâl buyurmuştur ki:

“Bana dua edin, kabul edeyim.” (Mümin, 60) 

Her Günahın Mikrobu Vardır 

Eğer düşünürsek görürüz ki, biz nefsimize esiriz. Bazı mümin kardeşlerimiz, tevbe de ediyorlar ama sonra hallerine dikkat etmiyorlar. Hâlbuki çok dikkat etmemiz lazım; nasıl bir insan mikroplu yerlere gittiği zaman hastalığa yakalanıyor, sonra tedavisi de zor oluyorsa manevi olarak da öyledir. Günah işlenen yerlere gittiğiniz zaman o günahın mikrobu bulaşıyor, manevi olarak hastalanıyorsunuz ve tedavisi de zor oluyor.

Her bir günahın ayrı ayrı mikrobu vardır. Bu günah vücudumuza bir manevi mikrobu yerleştiriyor, öbür günah öbür mikrobu yerleştiriyor. Böylece nefse uyduğumuz zaman manevi olarak hastalıklara yakalanıyoruz. Bu yüzden de istediğimiz halde amel-i salih yapamaz duruma geliyoruz, hepimiz bunu bilelim.

Allah’a, ahirete, cennet ve cehenneme iman ediyor ama cehenneme götürecek günahlar işliyorsak, cennete götüren ameller işlemiyorsak işte bu manevi hastalığımızdan dolayıdır. Öyleyse biz elimizden geldiği kadar sevap yapalım, günah yapmayalım, çünkü günahlar bizi hastalandırıyor.

Elhamdülillah, Allah-u Zülcelâl bize günah işlediğimiz zaman da ümitsiz bırakmamış, tevbe kapısı açmıştır. İmam Ali radıyallahu anhu bir gün yanındakilere diyor ki:

– Kurtuluş varken helak olmak ne şaşılacak şeydir!

– O nasıl oluyor, Ey Müminlerin Emiri, diye soruyorlar.

– Tevbe varken günahtan helak olmak, diye cevap veriyor.

Ne kadar günah işlesen de tevbe et, Allah affedecek. Onun için elimizden geldiği kadar günah yapmayalım, şayet nefsimize mağlup olduk ve günah işlediysek, Allah’ın merhamet kapısı açıktır, o kapıdan ona doğru gidelim.

Dünya hayatı çok azdır, eğer biz ebedi ahiret hayatına inanıyorsak, ya cennette veya cehennemde ebedi yani sonsuza kadar kalacağımıza inanıyorsak o sonsuz hayatın yanında bu dünya hayatı çok kısadır, ona bu kadar gönül bağlamak akıl işi değildir. Ama maalesef Allah öyle yaratmış, biz böyleyiz, gafiliz. Yoksa önümüzdeki o olayları bilip de böyle gevşek davranmamız akıl işi değildir.

Eğer derin düşünseydik, bu aklımızı çalıştırsaydık, Allah da bünyemizi böyle gaflete meyilli yaratmış olmasaydı, başımızı secdeye koyar, “Ben bu başımı ölünceye kadar kaldırmayacağım” derdik.

Zikir Meclisleri Cennettir 

Bazen bana anlatıyorlar, bazı müminler tevbe aldıktan sonra zikir halkalarını terk ediyorlarmış. Eğer zikir halkalarında bulunmanın kıymetini bilselerdi öyle yapmazlardı. O hatme yapılan, zikir yapılan yerler, cennet bahçesidir, oraya Allah’ın rahmeti iner.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyor:

“Allah’ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allah azze ve celle’yi zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini:

– Gelin, aradığınız buradadır, diye çağırırlar.

Hepsi gelip onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semâsına kadar arayı doldururlar.

Allah, kendisi bildiği halde meleklere sorar:

– Kullarım ne diyorlar? Melekler;

– Ya Rabbi, Seni tesbih ediyorlar, Sana tekbir okuyorlar, Sana hamd ediyorlar. Seni ta’zim ediyorlar, derler. Allah-u Zülcelâl sorar:

– Onlar Beni gördüler mi? Melekler:

– Hayır! derler.

– Ya görselerdi ne yaparlardı?

– Eğer Seni görselerdi daha çok ibadet ederler; çok daha fazla ta’zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı, derler. Allah Azimüşşan sorar:

– Onlar ne istiyorlar? Melekler:

– Senden cennet istiyorlar.

– Cenneti gördüler mi?

– Hayır, Ey Rabbimiz! derler.

– Ya görselerdi ne yaparlardı? der.

– Eğer görselerdi, cennete daha çok rağbet ederler, onu daha çok isterlerdi. Allah-u Zülcelâl soruyor:

– Onlar ne için korkuyorlar? Bana neden sığınıyorlar?

– Ya Rabbi onlar senin azabından korkuyor, cehennemden sana sığınıyorlar.

– Onu gördüler mi?

– Hayır, Rabbimiz, görmediler!

– Ya görselerdi ne yaparlardı?

– Eğer cehennemi görselerdi ondan daha fazla korkar, sana daha şiddetli sığınırlardı. Allah azze ve celle bunun üzerine buyurur ki:

– Sizi şahit kılıyorum, onları affettim! Rasûlullah aleyhisselatu vesselam devamla buyuruyor:

Bunun üzerine bir melek der ki:

– Bunların arasında falanca günahkâr kul da var. Bu onlardan değil. O başka bir ihtiyacı için uğramıştı, oturuverdi. Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

– Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki, onlarla oturanlar şakî, mutsuz olmazlar. (Buhârî, Deavât 66; Müslim, Zikr 25) 

İşte günahkâr kişiler, zikir ehli olmayan kişiler bile onların hürmetine affediliyor. Bu yüzden zikirden ayrılan bir kişi nasıl huzurlu olabilir, ben bilmiyorum. Bilse ki o cennetten ayrılmış cehenneme gitmiş oluyor, nasıl huzurlu olur?

Günah ateştir, insan cehennemde de kendi günahının ateşi içinde yanar. Behlül-i Dana kuddise sirruhu Hazretlerine sordular:

– Nereden geliyorsun? O da şöyle cevap veriyor:

– Cehennemden geliyorum. Ancak, size getirecek bir ateş bulamadım. Böyle söyleyince ona güldüler.

– Cehennem ateşle dolu değil mi, sen nasıl ateş bulamadın? Behlül-i Dana diyor ki:

– Cehennemde ateş yoktur. İnsanın, günahı kendisine ateştir. Benim günahım olmadığı için orada ateş bulamadım.

Cehennemde melekler de vardır, ama onların günahı olmadığı için onlar yanmazlar. Herkes kendi günah ateşi içinde yanıyor.

Bu dünyada da günahlarımız ateştir, cehennemdir. Eğer Allah’ın zikrinden yüz çevirirsek günah işlenen yerlere gidersek, doğrudan cehennem çukuruna girmişiz demektir.

Bize ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz, ölüm bize günah üzere gelirsek o halde doğru cehenneme gideceğiz demektir. Bunu böyle anlatın, hatırlatın ki, şeytanın yanından alıp Allah’ın yoluna gelmesine sebep olduğunuz kişilerin hidayetinden de sevap kazanalım.

Bir kişi Allah yoluna yönelirse şeytan feryat figan eder:

– Keşke ona günah yaptırmasaydım, işlettiğim günahları da sevaba çevrildi.

İşte tevbe böyle kazançlıdır.

Allah Aşkıyla Gayrete Gelelim 

Allah muhabbete layıktır, bunun için Allah’ı sevelim ve nefsimizi ona feda edelim. Hatta Peygamberler gibi âlimler gibi bilen zatlar demiş olsa ki, “Eğer sen kendini göklerden yere atarsan Allah senden razı olacak,” onu dahi bir milim bile düşünmeden yapmaya niyetli olmak lazımdır. Çünkü nefsimizi O’na feda etmeye layıktır.

Bir misal üzerine düşünelim, farz edelim ki büyük bir zatı ziyaret etmek için yola çıkılacak. Yolculuk biraz zordur, uzaktır. Onu çok fazla sevmeyenler; kendilerine bir mazeret bulmuşlar, özür beyan ederek, “Benim hastam vardır,” “Benim o kadar yola dayanacak gücüm yoktur,” diyerek yoldan geri kalmışlar. Sadece gönülden seven bir kişi var, o tek başına yola düşmüş.

İşte bu bizim halimizin misalidir. Biz de öyleyiz, biz de Allah’ın yoluna davet edildiğimiz zaman mazeretler buluyoruz. “Ben uykusuzum, sabah namazına kalkamayacağım, sonra kaza yapacağım” “Biraz hastayım, camiye gitmeye hiç halim yok…” Böyle özürlerden sabaha kadar sayabilirim.

Nefis Allah’ın rızasını kazandıracak bir ibadet yapmamak için, O’nun yolundan geri kalmak için kendini devamlı özür sahibi gösterir, sana engel olur. Aynı o ziyarete gitmemek için mazeret ileri süren kişiler gibi…

Nasıl ki o tek başına yola düşen kişi, muhabbeti çok olduğu için, “Başıma ne gelirse gelsin ben gideceğim,” demişse işte bizim de öyle âşık olmamız lazım.

Allah’a âşık olanlardan biri demiş ki,

“Ya Rabbi! Benimle Senin aranda ateşle dolu vadiler olsa ben yine de Sen’in yanına gelirim.”

Helal olsun ona, işte o Allah’ın hakiki kuludur. Hakiki âşık böyledir işte. Vücudunun yanması, çektiği o eziyetler onun yanında hiçtir, yeter ki o mâşûkuna kavuşsun.

Dua edelim, Allah hepimize böyle muhabbet versin. Samimi olarak, halis olarak kulluk etmeyi nasip etsin.

O bizim için çok mühimdir, dünya dolusu maldan, mülkten, her şeye sahip olmaktan daha önemlidir. Çünkü kıyamet gününde, mizanın başında, sırat köprüsünden geçerken bize lazım olan O’nun rızasıdır.

Dünya ve ahiretin huzuru Allah’ın muhabbetindedir, rızasını kazandıracak kulluğundadır. Bakmayın siz günah işleyenlerin böyle gezdiğine tozduğuna, denizlere gittiğine, onların hiç huzuru yoktur. Zaten ben duyuyorum, huzuru bulamıyorlar, sonunda intihar ediyorlar.

Huzur ancak Allah-u Zülcelal’in aşkında ve muhabbetindedir. Hem dünya hem ahiret huzuru… Allah âşıkları için dünya da cennettir ahiret de cennettir.

Allah’ı Görür Gibi Kulluk 

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor:

“Muhakkak ki, insan vücudunda bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası “kalb”dir.” (Buhari, İman, 39; Müslim Müsakat, 109)

İşte bu yüzden kalbi ıslah etmemiz lazımdır, zikirle kalbi temizlememiz lazımdır.

İhsan, yani murakabe çok mühimdir. Çünkü gizli bir ameldir, seninle Allah’ın arasındaki bir haldir, kimse bilmez. Şeytan dahi bilmez, kalbindeki o hali. Bu yüzden elimizden geldiği kadar Allah ile aramızdaki hali düzeltelim. O hali düzelttiğimiz zaman her şey kolay oluyor.

Hz. Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anhüma Medine’nin dışında dolaşırken, sürüsüyle beraber bir koyun çobanı gördü. Çobanı imtihan etmek için:

–Çoban, bize bir koyun sat, dedi.

Çoban:

– Bu koyunlar benim değildir. Onların sahipleri vardır.

– Sahibine “kurt yedi,” dersin.

Çoban durdu, onların yüzüne baktı ve:

– Peki Allah ne olacak, Allah nerede? Yani o görmüyor mu?

Abdullah ibn-i Ömer çobanın Allah ile bu murakabesini görünce onu sahibinden satın alıp âzâd etti, koyun sürüsünü de kendisine bağışladı. Bazen Medine’de ona rastlayınca ona o günü hatırlatırdı, derdi ki “Ey Filan, Allah nerede?” (İbn-i Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, 3, 341)

Kişi böyle Allah ile murakabeli olursa günah işlemez. Çünkü o zaman kendi fakirliğini bilir, kendi muhtaçlığını bilir, Allah’ın azametini düşünür ve: “Ben bu kadar muhtacım, bu kadar zavallıyım, Rabbim bu kadar azamet sahibidir. Ben nasıl günah işlerim?” der ve sevap işler, günah işleyemez.

Birisi Hasan Basri rahmetullahi aleyhiye

– Ben bu gece namaza kalkamadım,” deyince Hasan-ı Basri dedi ki:

– Bir günah seni bırakmamıştır, ondan kalkamamışsındır.

Bir insana düşman olsan, aranızda küslük olsa gidip ondan bir şey isteyebilir misin? Önce barışman lazım sonra ondan isteyeceğini istersin. Sen günah işlemişsin, Allah ile aranı bozmuşsun, önce tevbe etmen lazım ki, sonra elini açıp niyaz edebilesin.

Allah bize hayırları nasip etsin günahlardan da muhafaza etsin inşaallah.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü