KURAN’IN ÖZÜ; FâTİHA SûRESİ

Sûreyi Takdim

Bu mübarek sûre, yedi ayettir ve Mekke’de inmiştir. Kur’an-ı Kerîm’e bu sûre ile başlandığı için “el-Fatiha” (açan) diye isim verilmiştir. İniş itibariyle olmasa da tertib itibariyle Kur’an’ın ilk süresidir.

Fatiha, kısa ve veciz olmasına rağmen, Kur’an-ı Kerîm’in bütün mânâlarını ihtiva eder ve özet olarak onun esas maksatlarını kapsar. Dinin esaslarını ve teferruatını içine alır. İtikad, ibadet ve muamelatı, âhirete ve Allah’ın güzel sıfatlarına imanı, yalnız O’na ibadet etme, O’ndan yardım dileme ve O’na dua etmeyi; imânda ve sâlihlerin yolunu tutmada sabit kılması, gazaba uğramışların ve sapmışların yolundan sakındırması için O’na yalvarmayı ihtiva eder.

Ayrıca bu sûrede, geçmiş toplumlara dair haberler, bahtiyar kimselerin yükseleceği mevkiler, bedbaht kimselerin düşeceği kötü durumlar hakkında bilgi vardır. Yine bu sûrede, Allah’ın emrine uyma, nehyinden sakınmadan bahsedilir. Bunların dışında, bu sûrede daha birçok maksat, gaye ve hedefler vardır.

Fatiha sûresi diğer sûrelerin aslı durumundadır. Bundan dolayı buna “Ümmü’l Kitab” (Kitab’ın anası) denilir. Çünkü bu sûre, kitabın esas maksatlarını kendisinde toplamıştır. [1]

Surenin Meali

1. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

3. O, Rahman ve Rahîm’dir.

4. Ceza gününün mâlikidir.

5. (Ey Allah’ım!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.

6. Bize doğru yolu göster.

7. Kendilerine ihsanda bulunduğun kimselerin yolunu… Gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!

İstiâzenin (Eûzu’nun) Tefsiri:

“Kovulmuş olan Şeytan’dan, Allah’a sığınırım.”

İnatçı ve kibirli olan şeytanın, din ve dünya işleriyle ilgili hususlarda bana zarar vermesinden veya yapmakla emrolunduğum şeylerden beni alıkoymasından, Allah’a sığınır ve O’nun yardımıyla korunurum.

Şeytanın arkadan çekiştirmesi, yüze karşı alay etmesi ve vesvese vermesinden de yine her şeyi yaratan, işiten ve bilen Allah’a sığınırım. Çünkü onun insanlara zarar vermesini, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan başkası önleyemez. Hadiste rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (sav), gece namaz kılmaya kalktığında, tekbir ile namazına başlar, sonra şöyle derdi: “Kovulmuş Şeytan’dan, O’nun arkadan çekiştirmesinden ve vesvesesinden her şeyi işiten ve bilen Allah’a sığınırım.”[2]

Besmelenin Tefsiri:

“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla.”

Bütün işlerimde, Allah’tan yardım dileyerek ve sadece O’ndan medet umarak, her şeyden önce O’nun adıyla ve zikriyle başlarım. Çünkü O Rab’tır, itaate layık olan yalnız O’dur. O, lütuf ve kerem sahibidir, rahmeti engin, lütuf ve ihsanı boldur, rahmeti her şeyi kuşatan ve lütfu bütün mahlûkatı kapsayandır. [3]

Taberî şöyle der: “Zikri yüce ve isimleri mukaddes olan Allah (cc), peygamberi Muhammed (sav)‘i, bütün işlerinde, önce kendisinin güzel isimlerini zikretmeyi öğreterek yetiştirdi. Bunu, bütün mahlûkatı için uyacakları bir sünnet ve takip edecekleri bir yol kıldı. Bir kimsenin, bir sûreyi okumak istediğinde (besmeleyi) demesi, onun maksadının, “Allah’ın adiyle okuyorum” demek olduğunu gösterir. Diğer işlerde de durum aynıdır.[4] 

Fatiha Suresi’nin Fazileti

Ahmed b. Hanbel’in, Müsned’inde rivayet ettiğine göre, Übeyy b. Ka’b, Fatiha sûresini Rasulullah (sav)‘a okumuş, bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a andolsun ki, bu okuduğunun bir benzeri ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Zebur’da ve ne de Kuran’da indirilmiştir. O ‘seb’ul-mesânî’ (tekrarlanan yedi âyet) ve bana verilen yüce Kuran’dır.”

Sûrenin Tefsiri

Yüce Allah, lâyık olduğu şekilde kendisine nasıl hamd etmemiz, O’nu nasıl takdis etmemiz ve ne şekilde övmemiz gerektiğini, bize bu sûreyle öğretti ve şöyle buyurdu;

1. 
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Yani, ey kullarım! Bana şükretmek ve beni övmek istediğinizde “elhamdulillah” deyin. Size olan lütuf ve ihsanımdan dolayı bana şükredin. Çünkü ben azamet, şeref ve şan sahibi olan Allah’ım. Yaratmak ve icat etmek bana mahsustur. Ben insanların, cinlerin, meleklerin, göklerin ve yerlerin Rabbiyim. O halde övgü ve şükür, (uydurulan ve vehmedilen) diğer tanrılara değil, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. [5]

3. “Rahman ve rahimdir.” O, rahmeti her şeyi kapsayan ve lütfu bütün mahlûkata şamil olandır. Zira O, kullarına, onları yaratmak, azıklarını vermek ve onlara dünya ve ahiret mutluluğuna götüren yolu göstermek lütfunda bulunmuştur. O, yüce rahmeti büyük ve ihsanı devamlı olan Rabb’dır. [6]

4. Ceza gününün mâlikidir “Yüce Allah, ceza ve hesabın mâlikidir. Ceza gününde, kendi mülkünde tasarrufta bulunan bir mülk sahibi gibi tasarrufta bulunacaktır. “O gün, hiç kimse başkası için hiçbir şeye (fayda ya da zarar verme gücüne) sahip değildir. O gün, herkesin işi Allah’a kalmıştır.” [7]

5. “(Ey Allah’ım!) ancak sana kulluk eder ve yalnız senden medet umarız. Ey Allah’ım, sadece sana ibadet ederiz. Sadece senden yardım isteriz. Senden başka hiç kimseye kulluk etmeyiz. Sadece sana boyun eğer, itaat eder ve sadece sana karşı huşu ve tevazu gösteririz. Ey Rabbimiz! Sana itaat etmek ve senin rızanı elde etmek için yalnız senden yardım isteriz. Çünkü her türlü tazim ve hürmete sen layıksın. Bize yardım etme gücüne, senden başka kimse sahip değildir. [8]

6. Bize doğru yolu göster. “Yani Ey Rabbimiz! Bize doğru yolunu ve hak dinini göster ve bizi ona ilet. Bizi, Nebilerine, Rasullerine ve son peygamberine gönderdiğin İslâm dini üzere sabit kıl. Bizi, sana yakın olan kimselerin yoluna girenlerden eyle. [9]

7- Kendilerine ihsan ve ikramda bulunduğun yani, peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yoluna girenlerden eyle. Onlar ne güzel arkadaştır. Ey Allah’ım! Bizi, doğru yoldan çıkan ve eğri yola giren düşmanlarının zümresine katma. Yani bizi, senin gazabına uğramış olan Yahudilerin veya hak yoldan sapmış olan Hıristiyanların zümresine katma. Çünkü onlar senin mukaddes şeriatından çıktılar ve böylece gazaba ve ebedî lanete mûstehak oldular. Allah’ım duamızı kabul et. [10] 
Fatihâ-i Şerifenin Kudsî Sırları

İslâm şehidi Hasan el-Bennâ, “Tefsire Giriş” adlı değerli risalesinde şöyle der: “Şüphe yok ki, kim Fatihâ-i Şerife üzerinde düşünürse onda kişiyi hayrete düşüren ve kalbini aydınlatan engin mânâları, o mânâların güzelliklerini, parlak ve üstün bir uyum görür. Kişi, her şeyde rahmetinin yeni yeni eserlerini meydana çıkaran bir rahmet sıfatıyla vasıflanmış olan Allah’ın adını anarak ve ondan bereket umarak diye başlar.”

“Bu mânâyı hissedip onu ruhunda yücelttiği zaman, bu Yüce İlâh’a hamd gayesiyle dilinden lafızları dökülür. Bu lafızlar ona, Allah’ın nimetinin büyüklüğüne, lütuf ve keremine ve bütün âlemlerin beslenip büyütülmesinde görülen güzel nimetlerine karşılık hamdetmeyi hatırlatır da kişi, bu uçsuz bucaksız okyanus üzerinde tefekkür eder.”

“Sonra yeniden, bu bol bol nimetlerin ve bu yüce terbiyenin bir teşvik ve korkutma arzusundan değil de bir lütuf ve merhametten kaynaklandığını hatırlar. Böylece ikinci defa sıfatını adaletle birleştirmesi ve lütuftan sonranın hesabı hatırlatması, bu Yüce İlâh’ın kemâlini gösterir. O, sürekli yenilenen bol merhameti ile birlikte, din gününde kullarına yaptıklarının karşılığını verecek, mahlûkatını hesaba çekecektir. “O gün hiç kimse, başkası için hiçbir şeye (fayda ya da zarar verme gücüne) sahip değildir. O gün herkesin işi Allah’a kalmıştır.” [11]

O’nun mahlûkatını (Rab sıfatıyla) terbiye etmesi; rahmetiyle teşvik ve adalet ve hesaba çekmesiyle korkutma esasına dayanmaktadır. Bu sebeple “ceza günün sahibi” buyurulmuştur. Durum böyle olunca, kul, hayrı ve kurtuluş çarelerini araştırmakla mükellef olmuştur. Kulun, bu durumda kendisini doğru yola iletecek ve sırat-ı mustakimi gösterecek bir kılavuza şiddetle ihtiyacı vardır.

Bu kılavuzluğu yapmaya onun yaratıcısından ve Mevlasından daha uygunu yoktur. Öyleyse O’na sığınmalı, O’na dayanmalı ve “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” diyerek, O’na seslenmelidir. Lütfu ile kendisini doğru yola, yani hakkı hak bilerek ona tabi olmayı ihsan ettiği kimselerin yoluna iletmesini istemelidir.

Daha önce lütfuna mazhar olup da kadrini bilmeyerek ve hidayete ermişken, tekrar dönerek gazabına uğrayanların ve şaşkın sapıkların yoluna iletmemesini istemelidir. Çünkü bunlar, haktan sapan veya hakka ulaşmak istedikleri halde ona ulaşamayan kimselerdir. Allah’ım, duamızı kabul et.

“Şüphesiz ki” kelimesi, son derece güzel bir beraat-ı makta’ yani bitiriştir. Böyle bir güzel sonucu ve dua etmek için Allah’a yönelmeye, Fatihâ-i Şerife’den daha uygun ne olabilir?

Sen, bu âyet-i kerimelerin manaları arasında gördüğünden daha ince bir uygunluk veya daha sağlam bir irtibat gördün mü? Sen, o güzellik vadilerinde şaşkın şaşkın dolaşırken, Rasulullah (sav)’in Rabbinden rivayet ettiği şu kudsî hadisi hatırla: “Namazı, kulumla kendi aramda ikiye böldüm. Kuluma istediği verilecektir…”

Ve bu tefekkür ve Allah’ın bu ihsanını devam ettir. Namazda ve namaz dışında ağır ağır, huşu ve huzur içerisinde okumaya ve âyet sonlarında durmaya çalış. Zorlanmadan ve teganni yapmadan, mânâyı ihmal edecek şekilde lafızlarla meşgul olmadan, tecvid ve nağmelerle tilavetin hakkını ver. Çünkü bu şekilde okumak, manayı anlamaya yardımcı olur ve kurumuş olan gözyaşlarını harekete geçirir. Kalbe, tefekkür ve huşu içerisinde Kur’an okumaktan daha faydalı hiçbir şey yoktur. [12]

Dipnotlar: [1] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 1/29. [2] Tirmizi, Mevakit, 65; İbn Mace, İkame, 2. Safvetü’t-Tefasir, 1/33. [3] Safvetü’t-Tefasir, 1/33. [4] et-Taberi, Câmiu’l-Beyan 1/37. Mısır, M.321. Safvetü’t-Tefasir, 1/33. [5] Safvetü’t-Tefasir, 1/37. [6] Safvetü’t-Tefasir, 1/37. [7] İnfitar sûresi, 82/19. Safvetü’t-Tefasir, 1/37. [8] Safvetü’t-Tefasir, 1/37. [9] Safvetü’t-Tefasir, 1/37. [10] Safvetü’t-Tefasir, 1/36-37. [11] İnfitar sûresi, 82/19. [12] Mukaddime fi’t-Tefsir, s. 59. Safvetü’t-Tefasir, 1/38-39.

PROF. DR. MUHAMMED ALİ SABûNî

You may also like...

Menü