İnsanın bu dünya hayatında ahiret için en büyük sermayesi, aklı ve ömrüdür. Nasıl ki, ticaret yapan ortaklar, yapacakları iş için program yapıyorlar, mallarının hesabını tutuyorlar ve bütün bunları kârlarının selameti için yapıyorlarsa, aynı şekilde akılda ahiret yolunda bir tüccardır. Kendisinden yardım beklediği nefsine, sermayesini teslim ettikten sonra, onu kâr ve zarar hususunda hesaba çeker, maksadı,
Allah-u Zülcelal bize herşeyi inceden inceye bildirmiştir. Biraz Allah-u Zülcelal’e yaklaşmanın yollarını aramamız lazımdır. Bu da ancak nefsimizi tanımakla mümkündür. Onun için daima bir nöbetçi gibi nefsimizi gözetlememiz lazımdır. Nitekim Hz. Ali radıyallahu anh şöyle demiştir: “Ben daima bir bekçi gibi nefsimi bekliyordum. Nasıl bir koyun sürüsü aç olduğunda, çevrede bulunan yeşilliklere yönelirse, benim nefsimde
NEFSİ EMMARE : Hep kötülüğü emreden, hayırda ve ibadette gözü olmayan nefistir. Her türlü günahı çe-kinmeden işler. İman ve akıl devreden çıkar. Sonunu ve ölümü asla düşünmez. Nefsi emmare; kibir, hırs, şehvet, haset, gazap, cimrilik ve kin gibi kötü ahlakların kaynağıdır. “Gerçekten nefis, daima kötülüğü emredicidir. Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesna.” (Yusuf; 53) ayet-i kerimesinin
Allah-u Zülcelal insanı üstün ve şerefli olarak yaratmıştır, kulların geçici dünya hayatında Allah-u Zülcelal’e karşı olan kulluk vazifelerini yerine getirmeleri ve imtihanları kazanmakla mükellef kılmıştır. Bu itibarla insanın dünyadaki asli görevide Allah-u Zülcelal’e ibadet ve taat olmuştur. Çünkü Allah-u Zülcelal ayet-i kerime’de şöyle buyurmaktadır: “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat; 56)