Ehl-i sünnet ve’l-Cemaate göre; Allah-u Zülcelal’i bu dünyada baş gözüyle hiç kimse göremez. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Dağ’a bak, eğer o yerinde kalırsa sende beni göreceksin, buyurdu. Rabbi dağa teveccüh edince onu yerle bir etti ve Musa’da baygın düştü.” (Araf; 143) Allah-u Zülcelal dünyada görülmez. Çünkü rü’yet, lütufkarlığın son haddi ve ni’metlerin
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaate göre, Allah-u Zülcelal’in parıldayan nur olduğunu söylemek caiz değildir. Allah-u zülcelal nuru yaratan ve ışık verendir. Çünkü nur bir renktir. Eğer Allah-u Zülcelal’in bir renk olduğunu söylersek bu bizi teşbihe götürür, halbuki Allah-u Zülcelal varlıklara benzemekten münezzehtir. Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur; 35) Bu
Bir kimse: “Allah her yerdedir.” diyerek Allah-u Zülcelal’in zatıyla her yerde olduğuna inanırsa kafir olur. Çünkü burada Allah-u Zülcelal’e bir mekan izafe etmiştir. Halbuki, Allah-u Zülcelal mekandan münezzehtir. Fakat böyle söyleyen kimse, Allah-u Zülcelal’in kudret ve azametiyle her yerde olduğunu kasdederse kafir olmaz.
İslam inancına göre, kainatta meydana gelen her olay, Allah-u Zülcelal’in bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla meydana gelir. O’nun bilgisi, iradesi ve yaratması olmaksızın hiçbir şey olmaz. Bir insanın ne kadar yaşayacağını, hayatında hangi işleri yapacağını, kiminle evleneceğini, nerede, ne zaman, ne sebeble ve ne şekilde öleceğini de Allah-u Zülcelal ezeli ilmi ile bilmiş ve öylece takdir
İmam-ı Azam bu hususu şöyle açıklamıştır: “İman ne artar ne de eksilir.” Çünkü imanın fazlalığı, ancak küfrün azalmasını, imanın azalması da, ancak küfrün artmasını tasavvur etmek suretiyle anlaşılır. Bu ise, bir kimsenin bir anda hem mü’min, hemde kafir olmasını gerektirir. Bu ise batıldır. Çünkü mü’minin imanında şüphe bulunmaz. İman, taalluk ettiği ve ilgili olduğu şey