Allah (cc) Nurunu Tamamlayacaktır

Bismillahirrahmanirrahim

Kalbe hayat veren kelamında Hakk ve batılı ayıran, furkan’ı bir nur olarak nazil eden Allah azze ve celle’ye hamdu senalar olsun…

Ahlak’ı Kur’an, vahyin sönmeyen meş’alesiyle insanlığın karanlık dünyasına ışık tutan, fahri cihan, efendimiz Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) e, âline, ashabına ve etba’ına salat ve selam olsun…
Cenab’ı Hakk buyuruyor ki:

“…Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılıksız olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur…” (Maide, 32)

İnsan, yücelerin yücesine ve mertebelerin zirvesine yükselebilecek istîdad ve kabiliyetlerle donatıldığı gibi, aşağıların aşağısına düşüren alçaltıcı kabiliyetlerle de donatılmıştır. Bu sebeple adil davranıp etrafına huzur verip yücelebildiği gibi, zalimane davranıp etrafına kin, nefret ve huzursuzluk tohumları saçarak alçalabilir de…

İnsan vardır, hayat’ını hayat kurtarmaya adamıştır. Rabbimiz de onu bütün insanları kurtarmış sayar. Kimi de doğrudan veya dolaylı hayat söndürmek için yeryüzünde bozgunculuk yapar. Şeytan’ın maskarası olur. O da bütün insanları öldürmüş kabul edilir.

Kimi insanlar da vardır ki insanları öldürmez ama gayesizliği ve hayasızlığı yayarak insanları manen öldürür. Her türlü edepsizliği ve fuhşiyyatı alenen işlemeyi insanlara süslü bir kadehle sunarak onların ruhlarını zehirler. Böylece insanları ruhsuz ve kalpsiz canlılar haline dönüştürürler.

Kur’an-ı kerim kıssalarında Nemrut, Firavun ve Ebu Leheb gibi bozguncuların ve inkârcı kavimlerin başlarına gelen hadiselerin anlatılmasının elbette bir hikmeti vardır. Rabbimiz insanların bir daha aynı girdaba girmemeleri için bu misaller vasıtasıyla kendi zamanlarındaki mülhid ve zalimleri tanıtmaktadır.

Bu sebeple bizler Kuran-ı kerimi yeni nazil oluyor gibi okumalıyız. Çünkü o, eskimez mesajlarıyla her çağda inananların rehberidir. Geçmişte yaşanmış hadiseleri bize bildirirken, aynısı veya bir benzerinin ömür takvimimizde tekerrür edebileceğinin mesajını vermekte ve böylece her çağda İlahî sadâ’ya kulak vermemiz noktasında bizi uyarmaktadır. 

Resulullah (s.a.v.) ın sadâsı da her zaman taptazedir. Asrısaadette yaşanmış olaylar aslında ümmet için bir ibret tablosu olarak dünya sahnemize konulmuştur. Buna, yolunu kaybeden insanlığın sahili selamete ermesi, izleyip yolunu bulabilmesi için çekilmiş bir film de diyebilirsiniz.

Allah Resulünün yaşadığı devirdeki Ebu Cehil, Ebu Lehep gibi kötü karakterler, imana karşı küfrü, ahlaka karşı ahlaksızlığı, zayıflara şefkat yerine acımasızlığı, adalete karşı zulmü temsil eder. 
Allah azze ve celle içinde bulunduğumuz bu garib gezegende bulunuşumuzun sırrını öğretirken daima bu iki kutuba işaret etmektedir: inkârcı zalimler ve onların karşısında nur savaşçıları…

İnsan; kâinatın yaratılış gayesi, küçük bir çekirdeği ve özü durumundadır. Bütün bir varlık insanın imtihanı için yaratıldığı gibi insanın iç âlemine büyük âlemden birer numune konmuştur. 
Kur’an-ı kerim hem küçük kâinat olan insanın içindeki şeytanî temayüllere karşı, hem de dünyadaki şeytanî güçlerin bozgunculuk yapmalarına ve hayâsızlığı yaymalarına karşın bize, Allah’ın rızasına nasıl erebileceğimizi, dünyayı nasıl huzur ve saadet yurduna çevirebileceğimizin yollarını da göstermiştir. 
O yol Allah’ın Peygamberlerinin yoludur… Onlardan sonra o yola ilmiyle amel eden Peygamberlerin varisleri tabi olmuştur…

Evet, hala Firavunlar, Ebu Leheb’ler, Ebu Cehiller dünyada fitne, fesad ve bozgunculuk yapmaya devam ediyorlar. Buna karşın yeryüzünü mamur kılmak, yaşanılacak hale getirmek için canını feda eden, Allah’ın erleri olan muhabbet fedaileri de var olmaya devam edecektir.

Sonsuz bir mücadele Dünya var olduğundan beri başladı kıyamete kadar devam edecektir. Bu Hakk ve batıl mücadelesidir.

Evet, Nemrutlar varsa karşısında Hakkı haykıran, putları kıran bir İbrahimî ruh dikiliverir bir gün.
Firavunlar hala Musa’nın peşinde ise, elbet denizde boğulup helak olmaları yakındır. Eli kuruyası Ebu Lehebler kararttıysa dünyayı, Muhammedî (sallallahu aleyhi ve sellem) nur onu da silip süpürecektir elbet.
Yusuf (a.s.) hala “…her türlü musibetlere, tehditlere ve dünyanın süsüne rağmen iffetinizi koruyun,” diyor. 
Musa (a.s.) hala “Firavunlara karşı korkusuzca Hakkı haykırın,” diyor.

İlahi şefkatin tecessüm etmiş hali olan Rahmeten lil alemin Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) hala tüm ümmetine; “Okçular tepesini bırakmayın!” diye sesleniyor…
Okçular tepesini bırakmayın! Ne pahasına olursa olsun dünyanın aldatıcı süsü size güzel gelse de, savaş kazanılmış gibi gözükse de orayı canınız pahasına koruyun…

Okçular tepesini bırakmayın! Hakk batıla galip gelecektir. Aydınlık karanlığa galip geldiği gibi… Güneş doğduğunda karanlık gece nasıl eriyorsa işte öyle… Buna iman ettik. Çünkü Rabbimizden işittik ki: 
“Kâfirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff: 8)
Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster, ona tabi kıl.
Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzaklaştır. Âmin.

Muhammed Feyzullah Konevî

You may also like...

Menü