Aklınız nefsin kontrolüne girmesin

Akıllı kimselerin ganimeti

Allahu Zülcelâl, ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “… Artık, o insanlardan kimi ‘Ey Rabbimiz, bize (nasibimizi) dünyada ver’ der ki onun ahiretden nasibi yoktur.”(Bakara; 200) Allahu Zülcelâl’e karşı daima kalbimizi, ruhumuzu, sırrımızı düzeltme gayreti içinde olmamız lazımdır.
Abdulvehhab isminde bir zat şöyle demiştir: “Dünya, akıllı olan kimselerin ganimetidir. Orada ne topladıklarını çok iyi bilirler. Dünya, cahil olan kimselerin de gaflet yeridir, dünyadan ayrıldıktan sonra, yine dünyaya geri gelmek isterler ama geriye dönüş yoktur.”

Allahu Zülcelâl hepimize akıl vermiştir. Hiç kimse: “Benim aklım yok!” diyemez. Yalnız, bu aklı daima bir alet gibi kullanmak lazımdır. Nefis ve isteklerinin, bu aklı sarhoş edip etkisiz hale getirmesine meydan vermemek lazımdır.

Bize verilen bu aklı kullandığımız takdirde: “Dünya, akıllı kimselerin ganimet yeridir” sözüne muhatap olduğumuz gibi: “Dünya, cahil olan kimselerinde gaflet yeridir, dünyadan ayrıldıktan sonra, yine dünyaya geri gelmek isterler ama geriye dönüş yoktur” sözüne de muhatap olmayız.

Ahiretin kıymetini gençken bilmeli

Şeyh Maşuk rahimehullah (onca kemâlâtına rağmen) şöyle demiştir: “Biz, ahiret amelinin kıymetini genç iken bilmedik. İhtiyarladıktan sonra kıymetini anladık. Ama ihtiyar olduğumuz, kuvvetten düşüp zayıf kaldığımız için artık bir şey yapamıyoruz.”

İşte, bizim durumuz da aynen böyledir. Henüz elimizde fırsatlar varken, bunları değerlendirmemiz lazımdır. Allahu Zülcelal’in rahmeti, şefkati ve merhameti çoktur. Yeter ki biz kendimizi O’nun rahmetine müstahak edelim.

Anlatıldığına göre, Yahya bin Muaz rahimehullah Allahu Zülcelal’e şöyle dua etmiştir: “Ya Rabbi! Sen, rahmetinin birini dünyaya nazil ettin. Bu rahmetle İslam dinini bize hediye ettin. Sen, kıyamet gününde doksan dokuz rahmetini nazil ettiğin zaman, biz nasıl senin mağfiretine, şefaatine, rahmetine nail olmayacağız!”

Hakikaten de öyledir. Allahu Zülcelâl, tek bir rahmetini dünyaya nazil etmiştir. Buna rağmen imanı, muhabbeti, kısaca her şeyi bize ikram etmiştir. Peki, doksan dokuz rahmeti kıyamet gününde nazil olduğu zaman, kim bilir nasıl olur! Doksan dokuz rahmeti nazil olduğu zaman, O’nun affına, mağfiretine nail olacağımıza çok çok umudumuz var, inşaallah!..

Allah’ın kullarına merhametli olalım

Katade radıyallahu anhu şöyle anlatmıştır: “İncil’de şöyle yazıldığı bize ulaştı: ‘Ey Âdemoğulları! Siz nasıl rahmederseniz (merhamet ederseniz), Allah tarafından da öyle rahmedilirsiniz (merhamet olunursunuz). Siz Allahu Zülcelal’in kullarına rahmetmeden, nasıl Allah’ın merhametini umut ediyorsunuz? Bundan hiç hayâ etmiyor musunuz?”

Demek ki, Allahu Zülcelal’in rahmetini, merhametini umud edebilmek için O’nun kullarına karşı merhametli olmamız lazımdır.

Şakik-i Zaid rahimehullah isimli bir Allah dostu da şöyle demiştir: “Sen, bir kimseyi kötülükle zikrettiğin zaman, yani; filan kimse çok kötü bir kişidir, şöyle hataları var, diyerek ona merhamet göstermediğin zaman, senin halin onunkinden daha kötüdür.”

Bir kimsenin hatalarını söylediğimiz zaman, onun bu haline üzülmemiz, sanki cehenneme girmiş gibi onun için istiğfarda bulunmamız lazımdır. Onun bu hatalarını söyleyerek, ona karşı kibir ve ucupta bulunmak, üstünlük taslamak çok yanlıştır.

Peki, niçin böyledir? Çünkü o kişi, zaten hata ve günahların içine dalarak, cehennem ateşine doğru gitmektedir. Bizim yapmamız gereken; mümin kardeşlerimiz bir hata ya da bir günaha düştüklerinde, sanki o, ateşin içine düşmüş gibi üzülüp onun o ateşten kurtulması ve felaha çıkması için elimizden geldiği kadar ona yardımcı olmaktır.

Kötülerden miyiz, anlayabiliriz

Yine Şakik-i Zaid kuddise sirruhu şöyle demiştir: “Bir kimse, Allahu Zülcelal’in salih kullarından, evliyalarından bahsettiği zaman, onun kalbine, ruhuna, ibadetin tatlılığı yerleşmez ise o kimse kötü kişilerdendir.”

Demek ki insan Allahu Zülcelal’in evliyalarından bahsettiği zaman, O’ndan gelen rahmet, feyiz, nisbet neticesinde, ibadetin tatlılığı o kimsenin kalbine, ruhuna yerleşecektir. Yerleşmediği zaman, sanki onlara inanmıyormuş gibi bir durum meydana çıkar ki, o zikretmekten herhangi bir feyiz, nisbet gelmez. Ve ondan bir menfaat elde edilemez.

Hepimiz bunu tecrübe etmişizdir. Hakikaten de insan, Allahu Zülcelal’in evliyalarından bahsettiği zaman, sanki bütün dünya insanın olsa yine de o evliyalardan bahsetmek daha lezzetli gelir. İnsan o kadar huzur bulur.

Akıllı kimseler nefse uymaz

Anlatıldığına göre, nefisle mücadele eden bir zat, bir meyve ağacının yanından geçerken, nefsi o meyveden yemek istedi. O da nefsine hitaben:
— Eğer bir sene oruç tutarsan, sana bu meyveden yediririm, dedi. Bunun üzerine tam bir sene oruç tuttu. Ve nefsine söz verdiği için geldi ve ağaçtan düşmüş olan yerdeki meyveleri toplayıp yedi. Nefsi ona dedi ki:
— Ağacın üzerinde daha güzelleri var, onları ye! O zaman o kişi şöyle dedi:
— Ben sana meyve yiyeceğim dediğim zaman, iyilerini yiyeceğim diye söz vermedim ki? Ben dedim ki bu ağaçtan meyve yiyeceğim. Ve bu ağaçtan meyve yedim işte! Böyle söyleyerek, yine nefsinin istediği gibi yapmadı.

İşte, onlar ebedi ahiret hayatlarını temin edebilmek için şu kısa dünya hayatlarında, bu şekilde meşakkat çekiyorlardı. Her türlü güçlüğe katlanıyorlardı.

Onlar ne kadar akıllı idiler!..
Allahu Zülcelâl insanları akıllı olarak yaratmış ve mükellef kılmıştır. Fakat maalesef, İslam tarihine baktığımız zaman, bazen hayvanların, hatta taşların Allahu Zülcelal’i daha iyi tanıdığını ve insanlardan daha fazla Allahu Zülcelal’i zikrettiğini görüyoruz…

Güvercinlerin zikirleri

Şeyh Amir rahimehullah isminde bir kimse, tevbe etmesinin sebebini şöyle anlatmıştır: “Bir gün, beş tane güvercin gördüm. O güvercinlerden bir tanesi: ‘Bütün hazinelerin elinde olduğu Allahu Zülcelal’e hamd olsun’ diye, Allahu Zülcelal’i zikrediyordu.

“İkincisi: ‘Her şeyi veren ve hidayeti de veren Allahu Zülcelal’e hamd olsun’ diye zikrediyordu. Üçüncüsü: ‘Peygamberlerini kullarının üzerine delil olarak gönderen Allah’a hamdolsun’ diye zikrediyordu.”

Yani eğer Allahu Zülcelâl, kullarına Peygamberlerini göndermeseydi, kıyamet gününde: “Ya Rabbi! Biz bilmiyorduk, Sana ibadet yapmayı bilmediğimiz için bizi mazur gör” diyeceklerdi. İşte, Allahu Zülcelâl bu özrü ortadan kaldırmak için delil olarak kullarına Peygamberlerini göndermiştir.

“Dördüncüsü: ‘Dünyadaki şeylerin hepsi batıldır. Yalnız, Allah için ve onun Resulü için olanlar müstesna!” diye zikrediyordu. Beşincisi ise: ‘Kalkın ve kerim olan Rabbinize doğru gidin. O çok büyük şeyler verir ve çok büyük günahları affeder’ diye zikrediyordu.

“Bu güvercinlerin böyle zikrettiklerini duyunca bayılmışım. Bir müddet sonra kendime geldiğim zaman, kendi kendime dedim ki: ‘Bir mürşidin yanına gidip tevbe edeceğim ve tamamen Allahu Zülcelal’e yöneleceğim.”

O zaman baktım ki dünya muhabbeti tamamı ile kalbimden silindi ve Allahu Zülcelal’e bağlandı. O güvercinlerin zikirleri ile tedavi oldum. Ve bir mürşid aramak için yola çıktım. Yolda, nur yüzlü, aksakallı bir ihtiyara rastladım. Ona:

— Allah için kim olduğunu bana söyle, dedim.
— Ben Hızır’ım, cevabını verdi. Ve bana şöyle dedi:
— Ben Şeyh Abdülkadir Geylani’nin yanındaydım. Bana dedi ki: “İlahi bir cezbe Allahu Zülcelal’in bir kuluna nasip oldu. Göklerden ona şöyle nida geldi: ‘Ey kulum! Merhaba sana!’ Ve o kimse de ‘ben bir mürşidin yanına gideceğim, o mürşit beni Allah’a kavuştursun’ diye Allahu Zülcelal’e söz verdi. Ey Hızır! Git onu bana getir.” Ben de seni onun yanına götürmek için geldim. Sana tavsiyem, doğrudan doğruya hemen onun yanına gitmendir.

Hızır aleyhisselam bana böyle söyleyince, ben de kalkıp Şeyh Abdulkadir Geylani’nin yanına geldim. Şeyh Abdülkadir Geylani kuddise sirruhu bana şöyle dedi:
— Allahu Zülcelal’in ilahi cezbe gönderip kuşların dili ile hidayete erdirdiği şahsa merhaba!

Allahu Zülcelâl, Şeyh Abdulkadir Geylani’ye onun halini bildirmişti.

İşte, bakınız! Hayvanlar dahi sanki Allahu Zülcelal’i insanlardan daha iyi tanıyorlar. Allahu Zülcelal’e taat ediyorlar, O’nu zikrediyorlar. Oysa Allahu Zülcelâl insana akıl verdiği halde, dünya eğlencesi ve şeytanın vesveseleri, onu Allahu Zülcelal’in taatinden, zikrinden ayrı bırakmaktadır. Yoksa akıl, insanın zikirden ayrı kalmasını kabul etmez.

Yer, gök şahitlik edecek!

Bu taşları, toprakları, hayvanları sessiz olarak görmememiz lazımdır. Nasıl ki bir insanın yanında bir hata yaptığımız zaman, o kişinin bizi gördüğünü bilerek, kendimize çekidüzen veriyorsak, onlar da her ne kadar şimdi bize bir şey demiyorsa da kıyamet gününde bizim hakkımızda şahitlik edeceklerdir.

Nitekim Allahu Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “İşte, o gün yer, Rabbinin ona bildirmesiyle haberlerini (üzerinde iyi veya kötü her ne işlendiyse) anlatacaktır.” (Zilzal; 4-5) 

Yani yer, o gün bizim aleyhimize ve lehimize şahitlik yapacaktır. Ve yine o gün, insanın elleri, gözleri, kulakları, dili yani kısaca, bütün azaları şahitlik yapacaklardır. Bunları unutmamamız lazımdır. Unutmayalım ki bizim kurtuluşumuz, ancak ve ancak tevbe ile olacaktır.

Allahu Zülcelâl, kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin… (Âmin)

Seyda Muhammed Konyevi ( Ks ) 

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü