4.Vasiyetim

4. VASİYET
Yaratılış GayemizKulluktur
İnsanın, Allah-u Zülcelal’e kulluk vazifesini yap-ması lazımdır. Çünkü Allah-u Zülcelal kıyamet kopun-caya kadar kullarına kulluk yapma emrini vermiştir.
Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle bu-yurmuştur: “Andolsun ki Allah, birçok yerde (savas
alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmiş-ti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat
sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü
bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra da
bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başla-mıştınız.” (Tevbe; 25)
Bilindiği gibi, Huneyn, Mekke ile Taif arasında bir
vadinin ismidir. Ashab-ı Kiram ile Hevazin kabilesi
arasında bu vadide harp olmuştu. Müslümanların sa-yısı oniki bindi. Böyle olunca, sahabeler çokluklarına
güvenip: “Bizim sayımız onlardan çoktur. Biz onlara
karşı galip geleceğiz.” diyerek, Allah-u Zülcelal’in
kendilerine yardımını hiç düşünmediler.
Evlatlarıma ve Dostlarıma
Tabi Allah-u Zülcelal de hemen onlara bir ders
verdi. Çokluklarına güvenen Ashab-ı Kiram bozguna
uğrayıp kaçmaya başladıklarında, Allah-u Zülcelal
onlara merhamet etti ve şöyle buyurdu: “Sonra Allah,
Resulünün üzerine ve mü’minlerin üzerine sekineti-ni (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle
görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanıma-yan kâfirleri azaba uğrattı.” (Tevbe; 26)

Bunun üzerine, Hz. Peygamber bineğini düşmanı-nın üzerine sürdü. Yanında amcası Hz. Abbas bulunu-yordu. Hz. Abbas’a, Ashab-ı Kiram’a şöyle seslenmesi-ni buyurdu: “Ey Akabe’de biat eden ensar, ey Rıdvan
ağacının altında dönmemek üzere söz veren ashab, ey
Bakara suresi topluluğu!” Ashab-ı Kiram, Hz. Abbas’ın
sesine karşılık: “Emret! Emret!” diye cevap verdiler,
toplandılar ve kafirlere karşı galip geldiler.
O zaman nazil olan ayet-i kerimelerde Allah-u Zül-celal, bütün mü’minlere hitap etmektedir. Onun için
şimdi de hiç bir insan ilmi ile, sohbetiyle, kuvvetiyle,
yani yeryüzünde Allah-u Zülcelal’in insana vermiş ol-duğu her ne varsa onunla asla kibirlenmemesi ve ona
güvenmemesi lazımdır. Bunların hepsinin Allah’tan
olduğunu bilmeliyiz ve kendi kendimize:
“Sabahtan akşama kadar Allah-u Zülcelal bana
vird (zikir) çekmeyi nasip etti; sabahtan akşama kadar
ilim okumayı bana nasip etti; sabahtan akşama kadar
İslam hizmetini bana nasip etti. Ama bunların hiçbiri
benden değildir, ne yaptıysa Allah-u Zülcelal yaptı,
Allah icad etti, çünkü bizi de O yarattı, bu fiilleri de O
yaratıyor.” diye düşünüp herşeyin O’ndan olduğunun
idrakine varmamız lazımdır. İnsana, yaptığı işten do-layı kibir geldiği zaman, Allah-u Zülcelal hemen onun
üzerinden kuvvetini, feyzini ve merhametini keser.
Tabi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin
zamanında böyle bir şey olduğu zaman vahiy nazil
oluyordu. Şimdi her ne kadar vahiy nazil olmuyorsa
da eğer mü’min idrak sahibi olursa, içinde bulunduğu
durumun farkına varır. Bu ayet-i kerime, bizim için
çok büyük bir derstir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kâinatın
en efdali olduğu halde, Allah-u Zülcelal onu miraca
çıkarırken: “Geceleyin kulunu, ayetlerimizden bir
kısmını göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevre-sini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren
Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçek-ten işitendir, görendir.” (İsra; 1)buyurarak, ne Pey-gamber ne de Resul demiş, kul diye hitap etmiştir.
Kulluk, Allah-u Zülcelal’in katında çok makbul-dür. Onun için Bayezid-i Bestami şöyle demiştir: “İn-sanlar; ‘Keşke Allah-u Zülcelal benimle hesap görme-se, çünkü O’nun hesabından korkuyoruz!’ diyorlar.
Ben de istiyorum ki Allah-u Zülcelal benimle hesap
görsün.” Yanında bulunanlar:
– Senin güvendiğin şey nedir? Diye sorduklarında,
Bayezid-i Bestami şöyle cevap vermiştir:
– Benim bir güvencem yoktur. Ama Allah-u
Zülcelal’in benimle hesap görürken, bir sefer: “Ey Ku-lum!” demesi benim için kâfidir. Bana: “Ey Kulum!”
dedikten sonra, beni ister cennete koysun, isterse ce-henneme koysun.
Evlatlarıma ve Dostlarıma
İşte, Allah-u Zülcelal’e kul olmak böyle kıymetli-dir. O’na kul olalım. Bizi kurtaracak olan budur. Onun
için Allah-u Zülcelal’in kudret ve azamet sahibi oldu-ğunun ve herşeyin O’nun elinde bulunduğunun idra-kinde olmamız lazımdır.
Nitekim Sahabeler on ikibin kişi olmalarına rağ-men, dört bin kâfirin karşısında mağlup oldular. Çün-kü onlar, çokluklarıyla kibirlendiler. Ama Bedir sava-şında kendileri üç yüz kişiydiler. Bütün dünyaya karşı
savaştılar. O zaman herşeyi Allah-u Zülcelal’den bili-yorlar ve: “Ya Rabbi! Senin yardımın olmazsa biz bun-larla nasıl harbederiz.” diye Allah-u Zülcelal’e yalva-rıyorlardı. Kendilerinden vazgeçmişlerdi.
Böyle olunca, Allah-u Zülcelal onların yardımına
bin tane melek, bir rivayete göre ise dört bin melek
gönderdi. Bu melekleri hem mü’minler hem de kâfirler
gördüler.
Bundan dolayı, daima Allah-u Zülcelal’e yalvar-mamız lazımdır. Kendimizi hiç görmeyelim, kendi-mizi gördüğümüz anda (benlik duygusu ile hareket
ettiğimiz anda) Allah-u Zülcelal’in merhameti, fey-zi üzerimizden kesilmektedir. Her işimizin Allah-u
Zülcelal’in merhameti, Peygamberlerin şefaati ve
Sadat-ı Kiram’ın duası ile olduğunu bilmeliyiz. İster
sabahtan akşama kadar sohbet yapalım ister İslam hiz-meti yapalım, bunun kendimizden değil, hep Allah-u
Zülcelal’den olduğunu bilmeliyiz.
Bu kulluk vazifesini yaptığımız zaman; merha-metini, feyzini ve nisbetini üzerimize gönderecektir.
Fakat her hangi bir iş yaptığımız zaman, hemen bunu kendimizden bildiğimiz için Allah-u Zülcelal’in yar-dımı, feyzi ve nisbeti üzerimizden kesiliyor ve aylar-ca, senelerce her şeyimiz tamam olmuş gibi devam
ediyoruz. İşte, bunun için de hakiki bir ibadet yapmak
nasip olmuyor.
Onun için her şeyi O’ndan bilip kapısında durarak merhametine, şefkatine ve azim fazlına talip olmamız lazımdır. Ellerimizi dua etmek için açtığımız zaman, kalbimizi de O’nun huzuruna açalım. Sadece ellerimi-zi açarak değil, kalbimizi, ruhumuzu, sırrımızı O’na açıp manevi ve zahiri olarak yalvaralım.

 

Reyhani Yayınları – 2013

0212 613 76 66

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü