Sünnet veya Mendup
İslam dininin mükelleften gayr-i lazım olarak istediği veya yapanın övüldüğü, terkedenin zemmedildiği şeydir. Bunu işleyenin failine sevap vardır, terkeden cezaya uğramaz. Fakat Hz. Peygamber (Sallallah-u Aleyhi Ve Sellem) tarafından kınama hakedebilir. Hanefiler mendubu üçe ayırmışlardır;
a-) Müekked mendup; cemaatle namaz gibi.
b-) Meşru mendup; Pazartesi ve Perşembe orucu gibi.
c-) Zâid mendup; Hz. Peygamber (Sallallah-u Aleyhi Ve Sellem)’e yeme, içme, yürüme ve uyku gibi hususlarda uyma gibi.
Diğer mezheblere göre sünnet; mendup, nafile, müstehap, tetavvu, ihsan ve hasen diye de isimlendirilir.
Durrü’l-Muhtar sahibi ve İbn-i Abidin de diğer mezheblerin görüşünü seçerek şöyle demiştir;
“Mendup, müstehap, nafile ve tetavvu arasında fark yoktur. Terkedilmesi uygun değildir. Terk edilmesi halinde kerahet sabit olur.” (İbn-i Abidin; 1/115)
MÜBAH:
Mübah; yapılmasında veya yapılmamasında dinen hiçbir mahzur olmayan, yani yapılıp yapılmaması serbest bırakılan şeylerdir. İslam dini bunların ne yapılmasını ne de terkedilmesini emretmiştir. Bunlar insanlara bırakılmıştır. Bu nedenle yapılmasında sevap terk edilmesinde günah yoktur.
HELAL:
Helal; yapılması dinen caiz olan, işlenmesinde dini bir mahzur bulunmadığı bildirilen işlerdir. Usulüne uygun olarak kesilen hayvanı etini yemek gibi.
HARAM:
Haram; yapılması, yenilmesi, içilmesi, işlenmesi ve kullanılması kesin bir delille yasaklanan şeylerdir.
Yapılmaması kesin olarak emredilen bir şeyi yapmak haram olduğu gibi, yapılması kesin olarak emredilen bir şeyi yapmamakta haramdır. Namaz kılmamak ve oruç tutmamak gibi.
Haram bir fiili işleyen kimse günahkar olur. İnkar eden kimse dinden çıkar. Mesela; “İçki haram değildir.” diyen kimse dinden çıkar.
Haramdan kaçınan her insan, Allah-u Zülcelal’in rızasını kazandığı gibi, kulluğun en üst makamı olan takva mertebesini de elde etmiş olur. Böyle bir mü’min aynı zamanda mühim bir işi de yapmış olur. Çünkü, haramı işlemek günah olduğu gibi, işlememekte farzdır. Kötülüklerden uzak durmak her zaman iyilik yapmaktan daha faydalıdır.
Evet, her mü’min, günaha karşı son derece hassas olmalı küçükte olsa, işlediği günahı büyük görmelidir. Mümkün mertebe haram işlememeli, günaha girmeme hususunda sabır göstermelidir. İnsanlık icabı bir günah işlediğinde de hemen tevbe etmelidir.
MEKRUH:
Mekruh; yapılması dinen doğru bulunmayan, terk edilmesi istenen, yapılmaması yapılmasından daha uygun olan davranışlardır.
Hanefi mezhebine göre mekruh; Tahrimen mekruh ve Tenzihen mekruh olmak üzere iki kısma ayrılır.
Tahrimen mekruh; harama yakın olan mekruhtur. Vacip olan bir şeyi terketmek gibi. Tahrimen mekruh olan bir şeyi işlememek sevaptır. İşleyenin ise azaba uğrama ihtimali vardır.
Tenzihen mekruh; helale yakın olan mekruhtur. Namazın sünnet ve adabını terk etmek gibi. Tenzihen mekruh olan bir şeyi terkedene sevap, yapana da azab yoktur. Kınama vardır.
Şafii mezhebine göre, mekruh tek çeşittir. Şer’in terkedilmesini kesin ve bağlayıcı olmadan istediği şeydir. Bunu terkeden medhedilir, sevap alır, yapan da zemmedilmez, cezalandırılmaz.
RÜKÛN:
Hanefi ve Şafii mezhebine göre, yapılması farz olan bir fiilin parçasına rükun denir. Mesela rüku namazdan bir rükundur, çünkü ondan bir cüzdür. Kıraatta namazdan bir rükundur, çünkü namazın hakikatinden bir cüzdür.
ŞART:
Yapılması farz olan, fakat bir fiilin parçası olmayan şeylere şart denir. Bunun misali, abdestin, namazın, namaz vaktinin, kıblenin bilinmesi gibi şeylerdir. Bunlar namazdan hariç olan namazın mukaddimeleridir. Namazın sahih olması için bunların bulunması gerekir. Bundan ötürü bunlara şart denilmiştir.


