Kız Evlat Yetiştirmek ve Çocuklara Adil Davranmak

Share

وعن أنس رضى اللّه عنه قال: قال رَسُولُ اللّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ عَالَ جاَرِيتَيْنِ حتَّى تبلغاَ جَاءَ يوَمَ القيَامَةِ أنَا وَهُوَ: وَضَمَّ أصاَبِعَهُ دخلت أنا وهو الجنةَ كهاتينِ، وأشارَ بأصبعيهِ .         

     Hz. Enes radıyallahu anhu anlatıyor: Resulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki;

      “Büluğa erinceye kadar kim iki kız evladı yetiştirirse -parmaklarını birleştirerek- kıyamet günü o ve ben şöyle beraber oluruz.” [1]

      Açıklama:

      Bilindiği gibi İslam’dan önce kız çocuklarının insanların gözünde hiçbir değeri yoktu. Kız babası olmak bir ayıp olarak görülürdü. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Bu vahşeti de atadan, babadan kalma bir adet olarak görür, uygularlardı.

     İşte, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bu zavallı kızların böyle acımasızca öldürülmelerini büyük bir cinayet olarak görmüş ve bu kötü âdetin bir an önce kaldırılması için mücadele etmiştir. Kendisi kız babası olmakla iftihar ettiği gibi üç, iki veya bir kızı olup da onları büyütüp yetiştirenleri, İslamî bir eğitim verenleri, cennetle müjdelemiştir.

      Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem başka bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkun ve çocuklar hakkında adaleti gözetin.” (Buhari)Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, çocuklar arasında sevgide eşit davranılmasını istediği gibi bağış, hediye, ikram ve hibe konularında da eşit davranılmasını isterdi.

       Kız evladıyla erkek evladı arasında, erkek veya kız lehine ayırım yapan bir kimse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin buyruğunu önemsemiyor demektir.

      Maalesef zamanımızda duyuyoruz ki, bazı kardeşlerimiz, kız çocuğunun olmasını istemiyor; olduğu zaman ise üzülüyor. Hâlbuki esas olan, Allahu Zülcelal’den hayırlı evlat istemektir. Hayırlı olduktan sonra, kız ya da erkek olsun hiç farketmez.

      Allahu Zülcelâl hepimize, hayırlı evlat sahibi olmayı nasip etsin. (Âmin)




12- Müslim, Kitabu’l Birr, c. 8, s. 428, h. 149; Tirmizi, Kitabu’l Birr, c. 4, s. 95, h. 1914.