Müminin 24 saati İsm-i Âzam Hakkında
Abdullah babası Büreyde radıyallahu anh’dan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın şöyle dua ettiğini işitti:
“Allahümme innî es’elüke biennî eşhedü enneke entellahü lâ ilâhe illâ ente el-ehadüssamedüllezi lem yelid velem yûled velem yekün lehû küfüven ehad.”
“Allah’ım! Senden başka hiçbir ilah olmadığına, senin tek Allah olduğuna, doğmayan, doğurulmayan ve hiçbir dengi olmayan, herkesin muhtaç olduğu tek bir Allah olduğuna şahadet eden bir kimse olmamı Sen’den niyaz ediyorum.”
Bunun üzerine ona şöyle buyurdu:
“Allah’tan öyle en yüce bir isimle (ism-i azamla) dilekte bulundun ki, o isimle kendisinden bir şey istenilince verir. Ve o isimle kendisine dua edilince kabul eder.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, İbn Hıbban, Hakim)
Muaz bin Cebel radıyallahu anh der ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir adamın Allah-u Zülcelal’e: “Ey azamet ve ihsan sahibi!” (Yâ Zel-Celali ve’l-ikram) diye dua ettiğini işitince şöyle buyurdu:
”Duan kabul olundu (Allah’tan) dile.” (Tirmizi)
Ebu Ümame radıyallahu anh’dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ‘yâ erhamer-râhimin” (Ey merhametlilerin en merhametlisi) diyen kimseye, vekil tayin ettiği bir melek vardır, Kim bunu üç defa söylerse, bu melek şüphesiz ki ‘merhametlilerin en merhametlisi olan Allah, sana yöneldi’ dile.” der.” (Hakim)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem günün birinde Ebu Ayyaş’a uğrar, onun namaz kıldığını görür ve şöyle dua ettiğini işitir:
“Allahümme innî eselüke bi-enne leke’l-hamdü lâ ilâhe illâ ente, Ya Mennân! Ya bedia’s-semâvati velardı ya zelcelâli vel ikram.”
Bir rivayette:
“Ya hayyu, ya kayyum!” ziyadesi vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o zata şöyle buyurur:
“Sen Allah’ın en büyük adını anarak dua ettin. Bu büyük adı anarak Allah’a dua edildiğinde duaları kabul eder, bir şey istendiğinde de (isteneni) verir.” (Ahmed bin Hanbel, İbn Mace, Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban, Hakim)
Hızır aleyhisselam’ın Allah Dostlarına Öğrettiği Dua
7 Fatiha
7 Ayete’l-Kürsi
7 Kafirun
7 İhlas
7 Felak
7 Nas
7 Sübhanellahi velhamdülillahi vele ilahe illallah-u vallah-u ekber. Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azîm.
Bu dua sabah namazından sonra güneş doğmadan önce yukarıdaki tesbihler okunduktan sonra 7 defa okunur. Yedi defa da şu dua okunur:
“Allahümmağfirli velivalideyye velil mü’minine vel mü’minât. Allahümmefal bî ve bihim âcilen ve êcilen Fiddini veddünyâ vel ahirah. Mâ ente lehü ehlün velâ tef’al binâ mâ nahnü ehlün inneke ğafurun, halimun, raûfun, cevvadun, kerimun.”
Eğer ikindi namazı ve akşam namazı arasında okunursa:
100 defa “Estağfirullah” denir.
Bu duaya devam eden kişinin iman ile göçmesi ve ahiret nimetleriyle nimetlen-dirilmesine vesile olur, inşallah-u Teala…
Günlük Hayatta Tevbe
Tevbe Allah-u Zülcelal’in kullarına açmış olduğu çok büyük bir merhamet kapısıdır. İnsanın pişmanlık duyarak samimi bir şekilde yaptığı bir tevbe kendisi için kurtuluştur. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“De ki; Ey nefisleri aleyhine ileri gitmiş olan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz, Allah tüm günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayan ve çok esir-geyendir.” (Zümer; 53)
Muhammed bin Mutrif’in belirttiğine göre, Allah-u Zülcelal şöyle buyurur:
“Hayret şu Ademoğluna! Bir günah işler, arkasından benden af diler, bende onu affederim. Sonra aynı günahı yine işler, yine benden af diler, bende onu yine affederim. Hayret ona ki, ne yaptığı günahtan vazgeçiyor ve ne de rahmetimden ümidini kesiyor! Ey meleklerim, sizi şahit tutarım ki, ben onu affettim.”
İşte Allah-u Zülcelal böyle merhamet sahibidir. O’na dönmek lazımdır. Bizim günahlarımız O’nun yanında hiçbir şey değildir. İnsan Allah-u Zülcelal’den af dilediği zaman annesinden yeni doğmuş bir çocuk gibi tertemiz olur.
O halde aklı başında olan kimse sık sık Allah-u Zülcelal’e karşı tevbe etmeli ve işlediği günahta ısrar etmemesi gerekir. Çünkü işlediği günahtan vazgeçen kimse, aynı günaha günde yetmiş kere dönse bile o günahı ısrarla işleyemez.
İbn-i Abbas’ın anlattığına göre, kul günahından tevbe edince Allah da onun tevbesini kabul eder. Ayrıca amel defterini tutan meleklere yazmış oldukları günahları unutturur. Bunun yanında işlemiş olduğu kötülükleri âzâlarına unutturur. Hatta gerek yeryüzündeki ve gerekse gökteki makamına da günahlarını unutturur da kıyamet gününde aleyhine şahitlik edecek hiçbir varlığın kalmamasını sağlar.
Muğis bin Summi şöyle anlatmıştır:
“Sizden önce yaşamış kavimlere mensup biri vardı. Devamlı günah işlerdi. Bir gün yolda yürürken geçmişini düşünerek üç kere:
“Allah’ım senin mağfiretine sığınırım.” dedi. Bu sözün arkasından hemen ölüme yakalanıverdi. Allah da onu affetti.”
Buradan da anlaşıldığına göre kul tevbe edince Allah da onun tevbesini kabul eder. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“Allah kullarının tevbesini kabul eden ve günahlarını bağışlayandır.” (Şura; 25)
Hasan-ı Basri’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah-u Teala şeytanı cennetten kovunca şeytan Allah’a: “Ululuğun hakkı için, Ademoğlunun ruhu cesedinden ayrılmadıkça, ben de onu rahat bırakmam.”
dedi. Allah-u Teala’da şeytana şu cevabı verdi:
“Ululuğum ve yüceliğim hakkı için, bende kulumun canı boğazına gelinceye kadar tevbe kapısını önünde açık tutarım.”
Allah-u Zülcelal, Musa aleyhisselam’a şöyle buyurmuştur:
“Ey Musa! Bir tevbekarın inlemesi benim katımda abidin sesinden daha sevimlidir.”
Said bin Museyyeb: “Allah evvabların (geri dönenlerin) günahlarını bağışla-yıcıdır.” mealindeki ayet-i açıklarken: “Evvab günah işleyince tevbe eden ve yine günah işleyip tevbe eden kimsedir.” demiştir.
İnsan dili ile af dilerken tekrar aynı günahı işlemeyi düşünürse yapmış olduğu tevbe yalancı tevbesi olur, gerçek anlamda tevbe olmaz. Tevbenin gerçek olabilmesi için günahkarların dili ile af dilediği gibi aynı günahı bir daha işlememeye karar vermesi gerekir. Kul böyle tevbe yapınca Allah Zülcelal de, ne kadar büyük olursa olsun, onun işlediği günahı affeder. Çünkü Allah-u Zülcelal, kullarına karşı çok merhametlidir.
Rivayet edildiğine göre İsrail-oğullarından bir genç, yirmi yıl ibadetle meşgul oldu. Sonra yirmi yılda isyan etti. Bir gün aynaya baktı. Saç ve sakalının ağarmakta olduğunu görünce, yirmi senelik isyanına nedamet ederek:
“Ya Rabbi! Yirmi yıl sana itaat ettim, sonra tam yirmi yıldır sana isyan ediyorum. Acaba sana yönelir ve tevbe edersem tevbemi kabul eder misin?” deyince, boşluktan duyduğu bir ses de:
“Bize icabet ettin, biz seni kabul ettik. Bizi terkettin, biz de seni terkettik. İsyan ettin sana mühlet verdik. Ne zaman bize yönelirsen biz yine seni kabul ederiz.” dedi.
Buradan da anlaşıldığına göre insan ne isterse Allah-u Zülcelal o kuluna istediğini veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en mehametlisi olan Allah-u Zülcelal’e yönelmektir.
Anlatıldığına göre, Allah-u Zülcelal Davud aleyhisselam’a şöyle buyurmuştur:
“Ey Davud! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terkedip bana yönelenleri nasıl arzu ettiğimi bilselerdi, hemen bana yönelirlerdi.
Ey Davud! İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün.
Ey Davud! Kulumun bana en çok muhtaç olduğu, benden yüz çevirdiği vakittir. Kendisine en çok merhamet edip acıdığım bu zamandır. Kendisini en çok yükselttiğim zamanı da bana yöneldiği vakittir.”
İşte burada çok dikkat etmek lazımdır. Bilindiği gibi her baba çocuğunu aşık olmuşçasına sever. Bir çocuk aniden babasından yüz çevirip de kaçarsa, o şevkatli baba bir an önce çocuğunun evine dönmesini ister. Allah-u Zülcelal’in merhameti kulların merhametinden daha fazladır. Allah-u Zülcelal kullarına karşı çok şefkat ve merhamet sahibidir. Herkes kendine sormalıdır. Bu kadar şevkat ve merhamet sahibi olan Rabbimize, muhabbet beslemek, tevbe edip O’na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?
Netice olarak tevbe etmeden ölüm gelip çatarsa, kıyamet günü kul, Allah-u Zülcelal’in huzuruna gittiği vakit korku ve hüzün içinde olacaktır. Bunun tersine insan tevbe etmiş olarak ölürse, rahat ve hüzünsüz olarak Allah-u Zülcelal’in huzuruna varacaktır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Allah’a karşı tevbe ediniz. Ben günde yüz sefer tevbe ederim.” (Müslim)
Bu tevbe nimetinden mahrum olmamak lazımdır. Tevbe, günahtan sonra tehir edilmemekle beraber her mü’min erkek ve kadına vaciptir. Olabilir ki insan nefsine uyar da bir günah işler. O günahı bertaraf etmek için hemen tevbe etmek lazımdır. Çünkü tevbe ile günahlar yok olur. Hatta Allah-u Zülcelal kulun tevbe etmesiyle, günahlarını sevaplara dönüştürür.
Allah-u Zülcelal böyle kıymetli tevbeyi herkese nasip etmez. Tevfik, Allah-u Zülcelal’in vermesidir. Yani biz Allah-u Zülcelal’e ne kadar gidersek, O’da bize amel-i salih yapmakla ve günahlardan muhafaza etmekle bizlere tevfik verecektir. Allah-u Zülcelal bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi tevbe nimetinden mahrum etmesin İnşallah-u Teala…


