Müminin 24 saati Günlük program 3

Share

Her kimde bunlara dikkat etmezse, namazı kapkara bir elbiseye bürünüp şöyle der:

“Sen beni nasıl rezil ettiysen, Allah’ta seni öyle rezil etsin!”

Kıyamet gününde o namaz, kirli çamaşır gibi kulun yüzüne çarpılır!”

Namazda huzur ve huşunun şart olduğunu bildiren çok ayet-i kerime vardır. Allah-u Zülcelal bu ayet-i kerimelerde namazı huzur ve huşu ile kılanları da medhetmektedir.  Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Bana ibadet et ve beni hatırlamak için namaz kıl.” (Taha; 14)

Burada anlaşılıyor ki, namaz içerisinde Allah-u Zülcelal’den hiç gafil olmamak gerekiyor. Namaz dışında da Allah-u Zülcelal’den gafil olmamak lazımdır. Bütün zamanı gaflet içerisinde geçen bir insan, namazda Allah-u Zülcelal’i nasıl hatırlayabilir? Diğer bir ayet-i kerimede ise şöyle buyurmuştur:

“Ve gafillerden olma.” (A’raf; 205)

Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığı üzere,  Allah-u Zülcelal gafillerden olmayın buyurduğuna göre bizlerde gafil olmayalım. Tamamen dünya düşüncesi ve vesvese ile namaz kılan kimse sarhoş gibidir. Namazın faziletini ve kurtuluşumuz için taşıdığı önemi çok iyi anlayıp, kendimizi gafletten uzak tutmaya çaba sarf etmemiz mutlak surette bize büyük mükafatlar kazandırır. Namazda ve zikirde huzurlu olmanın çaresi diğer zamanlarda Allah-u Zülcelal ile murakabeli olmaktan geçer. Namaz ve zikir dışındaki zamanlarda murakabeli olan kimse namazda ve zikirde de huzurlu olur.

Bütün bu yazılanları öğrenen insan sabah namazını kılmak için camiye geldiğinde huzur ve huşu içerisinde sabah namazının sünnetini kılmalıdır. Sabah namazının sünneti ile farzı arasında bütün gün kalbinin huzurlu olması için şu dualar okunmalıdır

“Allahümme Rabbe Cibrile ve İsrafile ve Mikaile ve Muhammedin Sallallahu Aleyhi Ve Sellem.

(Üç defa) Euzü bike minennar.

(Tekrar üç defa) Allahümme inni es elüke rahmeten min ındike tehdi bihâ kalbi”

2-) “Ya hayyu ya kayyum la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin.”

Bu duayı, Ebu Muhammed el-Kettani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i rüyasında gördüğünde ona kendi kalbini şikayet etti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de ona: “Her gün kırk sefer bu zikri oku senin kalbin ihya olur.” buyurdu.

Bu dua gün içerisinde her zaman okunabilir. Ezan ve kamet arasında dua makbul olduğu için bu vakitte okumak daha efdaldir.

İnsan bu duaları okuduktan sonra farz namazını da huzur ve huşu içerisinde eda eder. Farz namazların ardından yapılan

tesbihatları ihmal etmemek gerekir. Namazlardan sonra zikir yapmanın ve dua etmenin müstehap olduğu hususunda bütün alimler ittifak etmişlerdir. Bu hususta çok sahih hadisler vardır.

(Tesbihatlar için müellifin “Namaz Tesbihatı” isimli eserine bakınız.)

İnsan sabah namazını eda edip tesbihatları da yaptıktan sonra camiden çıkarken sol ayağı ile çıkmalı ve şu duaları okumalıdır:

1-)”Eûzü billah’l-azîmi ve bivechihi’-lkerîmi ve sultanihi’l-kadîmi mine’ş-şeytanirracîm. Elhamdülillahi Allahümme salli ve sellim alâ muhammedin ve alâ âli muhammedin. Allahümmeğfirli zünûbi veftah lî ebvâbe fadlike.”

“Allah’ın rahmetinden kovulmuş olan şeytandan, yüce Allah’a, kerim zatına ve daimi olan kudretine sığınırım. Hamd Allah’a mahsustur. Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine rahmet et ve selamet ver. Allah’ım! Benim günahlarımı bağışla ve ihsanının kapılarını bana aç.” (İbn Sünni)

2-) “Allahümme innî eûzü bike min iblîse ve cunudihî”

“Allah’ım! Ben iblisten ve askerlerinden sana sığınırım.” (İbn Sünni)

Bütün bunlardan sonra güneş doğuncaya kadar ya camiide ya da evine dönüp evinde zikir ve dua ile meşgul olmalıdır. Nasıl ki Allah-u Zülcelal bazı mekanları bazı mekanların üstüne efdal kılmıştır. Bunun yanında bazı zamanları da, bazı zamanların üstüne efdal kılmıştır. Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar zikir ve dua ile meşgul olmakta diğer zamanlara göre efdaldir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bazı hadis-i şeriflerde şöyle buyurmuştur:

“Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah’ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa ona tam bir hac ve bir umre sevabı verilir.”

Enes radıyallahu anh der ki: “Tam bir hac ve umre sevabı!” buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti.  (Tirmizi)

Kişi bu tavsiyeleri yerine getirerek sabah namazından sonra gireceği güne ibadet ederek, zikirle başlarsa temiz bir nefis ile güne girecek ve selametle o günden çıkacaktır. Çünkü bu amel, Allah-u Zülcelal ile huzurlu olmasını sağlayacaktır. Allah-u Zülcelal ile huzurlu olunca da bu, onu ibadet yapmaya teşvik edecektir. Böylece hem sevap kazanacak, hem o günü ibadetle geçirecek, hem de günahtan muhafaza olacaktır.

Yemek Yerken

Bütün bu hazırlıklarını tamamlayan insanları işyerlerinde, okullarında veya farklı ortamlarda çeşitli uğraşılar beklemektedir. Bu uğraşlara gitmeden önce doğal olarak yemek yer. Yemeğe başlarken besmele ile

başlanır. Eğer besmele unutulup yemek ortasında hatırlandığında şöyle denilir:

“Bismillâhi evvelehu ve ahirehü”

“Başında da sonunda da Allah’ın ismini anıyorum.” (Beyhaki)

Yemeğini yedikten sonra, bu nimetleri bağışlayan Allah-u Zülcelal’e hamd ve şükrederek şöyle dua etmelidir:

“Elhamdülillâhillezi et’amenâ ve segânâ vecealenâ mine’l-müslimin”

“Bizi yediren, içiren ve müslümanlardan kılan Allah’a hamd olsun.”

Bu dua hakkında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim yemek yer de böyle dua ederse geçmiş küçük günahları bağışlanır.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace)

Kişi yemeği murakabe ile yemeli; bu nimet bana nasıl geldi, Allah-u Zülcelal hangi safhalardan geçirerek bana nasip etti, diye düşünmelidir. O zaman yemek nasıl zahiri olarak vücuda kuvvet veriyorsa manevi olarak da kalbe kuvvet verir.

İşyerine Giderken

Bütün bunlardan sonra, her insan değişik iş sahibi olduğu için herkes helal rızık kazanmak için kendi işine göre, işe gitme hazırlığı yapar. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.” (Nebe; 11)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Helal kazanç peşinde koşmak her müslüman üzerine    vaciptir.” (Taberani)

Her insan işe giderken niyetini sağlam tutmalıdır. Mesela bir tüccar Allah-u Zülcelal’in emir ve nehylerine uygun olarak ticaretini iyi yapması için ticaretle ilgili bilgileri iyi öğrenmeli ve uygulamalıdır. Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh’dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Doğru, güvenilir tüccar cennette Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizi)

Beyhaki’nin Muaz bin Cebel’den rivayeti de şöyledir:

“En temiz ve helal kazanç; konuştuklarında yalan söylemeyen, kendilerine bir şey emanet edildiğinde hıyanet etmeyen, bir şey vaat ettiklerinde vâatlerinden dönmeyen, bir şey satın aldıklarında kötülemeyen, sattıklarında övmeyen, borçları olduğunda savsakla-mayan ve alacakları olunca da sıkıştır-mayan tüccarların kazancıdır.” (Beyhaki)

Memur olan kimse maaşının helal olması için verilen görevi tam olarak yapmalı vatandaşların işini büyük bir titizlikle görmelidir. Nefsine uyup da vatandaşlara eziyet etmemeli rüşvet almak gibi haramlardan uzak durmalıdır.

İşçi de aynı memur gibi işine büyük bir özen göstermeli işverenin hakkını ihlal etmemelidir. Şayet işveren namaz gibi ibadetleri yapmaya müsaade etmezse, kendisine uygun başka bir işe bakmalıdır.

İşveren de işçilerine merhametle davran-malı, onları hor görmemeli, ücretlerini tam ve zamanında vermelidir. İşçilerinin şbadet ve tatlarına mani olmamalıdır.

Okuyan kimse de okuma döneminde çalışkan, dürüst, ahlaklı, kendine ve arkadaşlarına menfaatlı olmalıdır. Derslerin-de başarılı olmak için çalışmalı, diğer arkadaşlarıyla da iyi geçinmelidir. Böyle davrandığı zaman ebeveyninin verdiği emekleri kendisine helal yapmış olur ve ebeveyninin dualarına kavuşur.

Öğretmenin görevi de mukaddes bir görevdir. Öğretmen de öğrencisini vatanına, milletine ve bütün insanlara menfaatlı olmak için yetiştirmelidir.

Kadınlar da evde öğretmen gibidir. Çocuklarını terbiyeli yetiştirmeli, evini ve namusunu muhafaza etmelidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Kadın beş vakit namazını kılar, bir ay orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse cennete girer.” (İbn Mace)

Kadınların boş vakitleri erkeklere nazaran çok olduğu için zamanını taat ve ibadetle geçirmesi onun için bir fırsattır. Bu fırsatları iyi değerlendirmeli süslenip koku sürünüp dışarı çıkmamalıdır. Nitekim Ebu Musa radıyallahu anh’dan rivayetle Hz. Peygamber  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her göz zina eder. Bir kadın güzel kokular sürünüp de erkeklerin bulunduğu yere uğrarsa zina etmiş olur.” (Ebu Davud,        Tirmizi)

Bir kadın ancak, kendi evinde, kocası için koku sürünebilir, altın takabilir, güzel elbiseler giyebilir. Kadının dışarı çıkarken koku sürünmesi, başkaları görsünler diye altınlarını göstermesi haramdır. Bilhusus kadınlar dışarı çıkarken koku sürmemelidir. Bir kadın ancak kocası için kendini tezeyyün etmelidir.

Emekli bir insan da dünya işlerinden emekli olduğu için Allah-u Zülcelal’e tamamıyla yönelmelidir. Kendisini tamamen Allah-u Zülcelal’e vermelidir.

Dışarı çıkıldığında da haramlara bulaşmamaya yabancı kadınlara bakmamaya dikkat edilmelidir. Çünkü Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anh, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Aziz ve Celil olan Rabbinden şöyle rivayet ettiğini anlatmıştır:

“Yabancı bir kadına bakmak, şeytanın oklarından zehirli bir oktur. Her kim benden korkarak yabancı bir kadına bakmazsa, ben ona, karşılık olarak tadını kalbinde bulacağı bir iman bahşederim.” (Taberani, Hakim)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Hz. Ali radıyallahu anh’a şöyle demiştir:

“Ey Ali! Bir kadın gözüne iliştiği zaman, ikinci defa bakma. Birinci bakışta sana vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebali vardır.” (Müslim)

Bu hadisin açıklaması şöyledir: Bir kadına birinci sefer gözün çarptığı zaman sana günah yazılmaz ama gözünü çekmezsen, bir daha bakarsan sana günah yazılır. Yabancı kadınlara bakmamanın bir öçaresi; daha senin yabancı kadına gözün ilişmeden Allah-u Zülcelal’in seni gördüğünü düşünmendir.

Daha önce de denildiği gibi niyet             Allah-u Zülcelal’in yanında çok makbuldür. Ashab-ı kiram amel yapmayı nasıl birbir-lerine öğretmişlerse, aynı şekilde niyet etmeyi de birbirlerine öğretmişlerdir. Çünkü niyet amelin temelidir. Oturduğumuz zaman:

“Ben Allah için oturuyorum.” Kalktığımız zaman:

“Ben Allah için kalkıyorum.” Adım attığımız zaman:

“Ben Allah için adım atıyorum.” diye niyet etmemiz lazımdır. Çünkü niyetsiz amel olmaz. Bir kimse namazın içine girip namazı bittikten sonra ameli kesilmiş olur. Fakat:

“Ben hayırlı olan işleri yapmaya niyetliyim.” dediği zaman sabahtan akşama kadar sanki amelin içinde kalmış olur.  İşte bu çok güzel bir şeydir. Sabah evimizden çıkarken:

“Ey Rabbim! Senin rızana sebep olacak salih amelleri, hayırlı olan işleri yapmaya niyetliyim. Günah ve hata gibi şer olan işlerden sana sığınırım, bunları yap-mamaya da niyetliyim.” dediğimiz zaman, sabahtan akşama kadar halis niyetle sanki amel yapıyor gibi Allah-u Zülcelal bizlere sevap yazacaktır İnşallah-u Teala…

Bakınız, insan hiç amel yapmadan amel sahibi olabiliyor. Fakat Allah-u Zülcelal o kimsenin kalbine baktığı zaman:

“Benim önüme akşama kadar ne kadar hayırlı amel çıkarsa yapacağım.” diye bir niyeti görmesi lazımdır. Zaten niyet kalp ile olur. Onun için Ebu’l-Leys-i Semerkandi şöyle demiştir:

“Bir kimse sevapların üzerinde niyetli olduğu zaman, o sevabı yapmasa dahi, Allah-u Teala o kimsenin niyetini kabul eder. Bazı kişilerde amellerini niyetsiz olarak yaptıkları için o kimselerin eline bir sevap geçmez.”

Yorum bırakın