Müminin 24 saati Günlük Hayatta Dua

Share

Dua, her insan için bir sığınaktır. Dua, ihtiyacın anahtarıdır. Allah-u Zülcelal, kullarının kendisine dua etmelerini, ihtiyaçlarını arzetmelerini çok sevmektedir. Onun için bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Bana dua edin, kabul edeyim.”  (Mü’min; 60)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem de bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Dua, ibadetin iliğidir.”  (Tirmizi)

Onun için insan samimi olarak, daima Allah-u Zülcelal’e dua etmeli, ihtiyaçlarını O’na arzetmelidir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sıkıntılı anlarında, Allah’ın duasını kabul etmesini isteyen kimse, genişlik anında çok dua etsin.” (Tirmizi, Hakim)

Selman radıyallahu anh’dan rivayetle Hz. Peygamber  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allah haya edicidir, kerimdir. Kul elini ona kaldırdığında boş olarak geri çevirmekten haya eder.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, İbn Hıbban, Hakim) 

Dua da Acele Etmemek

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizden her birinizin duası isti’cal (acele) edilmedikçe kabul olunur. İnsan (acele eder de) dua ettimde kabul olunmadı der. Bundan dolayı umudunu keser ve artık dua etmeyi de bırakır.” (Müslim)

Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri, dua ettim de kabul edilmedi, diyerek acele etmediği müddetçe duası kabul edilir.” (Buhâri, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mâce)

Bu hadis-i şeriflerden de anlaşıldığı gibi demek ki kulun, gönülden isteyerek Allah-u Zülcelal’e teslim olması gerekmektedir. Allah-u Zülcelal geç verir, hemen verir ya da vermez. Bu  O’nun bileceği iştir.

Allah-u Zülcelal kendisine dua eden kulun duasını kesinlikle kabul eder. Fakat duanın kabul edildiği hemen o anda belli olmayabilir. Bu duanın kabul edildiği bir süre sonra ortaya çıkabileceği gibi bazen de onun kabul edildiği ahirette ortaya çıkabilir.

Nitekim belirtildiğine göre Hz. Musa, firavun ile kavminin helak edilmesi için dua edip de kardeşi Harun aleyhisselam bu duaya amin deyince, Allah-u Zülcelal onlara vahy yolu ile: “Duanız kabul edildi, siz yolunuzdan şaşmayınız.” buyurmuştur.  İbn-i Abbas radıyallahu anh’ın belirttiğine göre, Hz. Musa ve Hz. Harun’un duası ile dileklerinin gerçekleşmesi arasında kırk yıl geçmiştir.

Bir kul: “Allah-u Zülcelal’e dua ettim, bana cevap vermedi.” derse, hayasızlık ve edebsizlik etmiş, bilmeyerek yalan söylemiş olur.

Bir kul: “Ey Allah’ım!” dediği vakit, Allah-u Zülcelal’in kuluna gerçek icabeti: “Lebbeyk” olur. Yani dediğini duydum demektir. Allah-u Zülcelal’in icabetinden maksad, bir hacetin üstün bir şekilde görülmesi demek değildir. Kul, Allah-u Zülcelal’e: “Ya Rabbi! Bana şunu yap, bunu yap!” der, Allah-u Zülcelal: “Peki, fakat ben bunu sana lüzumlu bir vakitte yaparım.”  buyurur.

Bu vakit, ya dünyada veya ahirettedir. Bu yön Allah-u Zülcelal’in bileceği bir iştir. Yalnız şu cihet iyi bilinmelidir ki, Allah-u Zülcelal her duaya daima: “Lebbeyk” der. Aynı şekilde daima hacetleri karşılar. Hiçbir kimse yoktur ki, ilahi çevre ve azamete başvursun da, haceti görülmeden eli boş dönmüş olsun. Çünkü o öyle bir çevredir ki, orada ikramcıların ikramcısı bulunmaktadır. Böyle büyük bir zat bir kimseyi geri çevirebilir mi?

Yezid-i Rekkaşi’ye göre: “Allah-u Zülcelal kıyamet günü, kulun yaptığı ve fakat karşılığını dünyadayken göremediği duaları önüne getirerek şöyle buyurur:

“Kulum falan gün, bana şöyle bir dua yapmıştın da ben o duanın karşılığını bu güne saklamıştım. İşte şu sevap o duanın karşılığıdır.” Kula bu yoldan o kadar çok sevap verilir ki: “Keşke dünyadayken hiçbir duamın karşılığı verilmemiş olsaydı.” der.